Yükleniyor...
Tuğba Tekeli

Tuğba Tekeli

tugbatekeli@gmail.com

Düşsel haz

26 Nisan 2014 Cumartesi Saat 19:02

Gündelik yaşantımızın ağzımıza çaldığı bir parmak baldır belki de mutluluk. Daha fazlasını istemekle, verilene razı olmak arasında bir yerlerde duruyordur, cam bir fanusun içinde, kimi zaman böyle düşünüyorum.

İçimizde dönen anlam çarklarının hiç birinde yazmıyor sırları, nasıl devam etmemiz gerektiğinin. O yüzden insanoğlu hep farkında olmaksızın bir arayış içinde savrulup duruyor oradan oraya.

Hesap kaldırmaz bir düzeni var ruhumuzun. Ağaçların her yaprağının birbirinden farklı olması gibi. Ruhlarımızın kesiştiği yerlerde ararız ya mutluluğu işte o sadece düşsel bir hazdır içimizin zaman zaman arzulayıp vazgeçtiği.

Kelimelerden ve seslerden aldığım hazları hiçbir şeyden almıyorum şu günlerde. Çünkü bu günler insanların maskelerinin ardına sığındığı, yapmacıklığın tavan yaptığı, kimsenin kimseye güven duymadığı günler. Sanki ortam her koşulda alabildiğine kalabalık, kendi yalnızlığımızda bile durum tam da böyle. Tüketerek başlattığımız çılgınlığı, tüketecek bir şey kalmadığında kendi üzerimizden devam ettiriyoruz.

Renk kartelâsı biriktirir gibi biriktiriyoruz düşlerimizi kâğıtlarda. Bu yüzden insanlar daha çok yazıyor şu sıralar. Herkes yaşayamadıklarını, hayal dahi edemediklerini yazıyor. Hayal etmek bir yabancının evine girmek kadar suç teşkil ediyor.

Dalganın şaşırttığı kum gibi akıyoruz zamanın yatağında. Elimiz kime değerse sımsıkı tutmak istiyoruz çünkü öylesine yalnızız. Fakat sarıldıklarımız ısırgan otu misali deliyor, acıtıyor tenimizi. Günden güne boşluğa alıştırıyoruz kendimizi böylelikle. Boşluk bir süre sonra dopdolu görünmeye başlıyor gözümüze. Öyle doluyoruz ki boşlukla, şişiyor içimiz, tıkış tıkış oluyoruz.

Sırça bir düğüm attık biz aklımızın iplerine. Çözebilmek demek kurtulmak demek yaftalardan; içselliğimizi anlamak demek, düşselliğimizde büyümek demek günbegün.

Cesaret sadece bahar çiçeklerinin mayhoş kokusunda saklıyken, çiçeklerden korkan çocuklar büyütüyoruz biz. Çocuklar ki en özgür halleri ruhlarımızın!

Bir insan kaç defa yenilebilir kendine? Bahara yenilmek kolay, bir ışıltı ile alıyor gönlümüzü ama ya en derinini bile bildiğimiz kendimiz, ya sırlarımız, saklandıklarımız, mış gibi yaptıklarımız? Hepsi alt edecek bizi günün birinde. O zaman düşlerimizde yaşattıklarımızla, hiç uzanamayacağımız kadar derin mesafeler olacak aramızda. Yabancılaşmanın böylesi görülmedi daha önce, kendimize belki de türümüzün daha önce hiç kendine uzak olmadığı kadar uzağız artık!

Uzaklık ki şaka değil…

 

Bu yazı toplam (362) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?