Yükleniyor...
15 Ağustos 2018 Çarşamba

ARŞİV

 

Spor Haberleri

Yazarlar

VEFAT HABERLERİ

Yaşar Tekin Sümer

Yaşar Tekin Sümer

10 Mayıs 2018 Perşembe
Hacı Osman Bayramoğlu

Hacı Osman Bayramoğlu

20 Nisan 2013 Cumartesi
Kazım Tayfun Emre

Kazım Tayfun Emre

30 Ağustos 2012 Perşembe
Hacı Hüseyin Tüter

Hacı Hüseyin Tüter

30 Temmuz 2012 Pazartesi
Hüseyin erestin

Hüseyin erestin

11 Haziran 2012 Pazartesi
Erdal Uzunoğulları

Erdal Uzunoğulları

kitapkurdu1967@hotmail.com

BİZLER KİMYA YİYORUZ!

20 Mayıs 2014 Salı Saat 18:46

Sevgili dostlarım geçen gece izlediğim bir programı siz okurlarımla paylaşmak istedim. Tarihin en ölümcül kimyasallarından biri olan DDT’nin kâşifi ve üreticisi de olan Monsanto’nun halen Bergama, Çanakkale, Antakya ve Bursa şehirlerinde olmak üzere 4 üretim tesisi bulunuyor. Birçok eserde “şeytan şirket” olarak tanımlanan firmanın Bursa’daki üretim alanı 54.000 hektar. Dünyanın çok büyük bir kısmında örgütlenmiş olan şirketinin sadece ABD’de 150 tohum mağazası ve binlerce çiftçi ile sözleşmeli ekim anlaşması bulunuyor.Genetiği değiştirilmiş tohumlar konusunda dünyanın en büyük firması olan Monsanto’nun bu çalışmaları büyük tepki topluyor. ‘Safi zehir’ olarak tanımlanan Monsanto tohumlarının bir bölümü Türkiye’de de tescilli. Bir bölümü için ise Biodirectâ markası ile pazarlamak için Türk Patent Enstitüsü’ne müracaat etmiş bulunuyor.Monsanto Chemical Works şirketi, 1901 yılında yapay tatlandırıcı “sakarin” üretmek için kuruldu. En büyük müşterisi elbette Cola Cola oldu. 1940’tan öteye piyasaya sürdüğü DDT, kuşlar başta pek çok canlı türünün soyunu tükettikten sonra, 1970’li yıllarda yasaklandı. 1948’de tüm dünyaya “2,4,5-T” koduyla üretip sattığı uğursuz herbisit ise biriktiği toprak yoluyla insana geçen ve çok küçük miktarları bile kalp, karaciğer, üreme ve gelişim bozukluklarına yol açan dioksin maddesini içeriyordu. Dünya Sağlık Örgütü, dioksin maddesini 1997’de birinci sınıf kanserojen ilan etti. ABD hükümeti, Monsanto ile Dow Chemical şirketleri tarafından üretilip “2,4,5-T” bileşimi içeren ve “Turuncu Ajan” adı verilen çok güçlü bir yaprak dökücüyü savaş silahı olarak kullanmış; 1962’den 1971’e kadar Vietnam topraklarına tam 75 milyon 770 bin litre bu zehirden püskürtmüştü. Amaç, Kuzey Vietnamlı gerillaların saklandığı yeşil alanları kurutarak, bombalanacak biçimde görünür hale getirmekti. Sonuç, salt Kuzey Vietnam değil, tüm çevre coğrafyasında 4 milyon 800 bin insanı etkiledi. Bunlardan yarım milyonu lenfoma ve lösemi türünden kanserlerden öldü. Yarım milyon çocuk sakat doğdu. Bölge ormanlarının yüzde 20’si yok oldu ve 400 bin hektar tarım arazisi zehirlendi. Monsanto, 1973’ten öteye tarım ilaçlarında dünya liderliğini sağlayan Roundup herbisit dizisini piyasaya sürdü. Bu zararlı ot zehrinin içerdiği glisofat molekülünün bulaştığı bitkileri yiyen hayvan ve insanlarda, erkek üreme organları dejenerasyonu, hatta DNA değişikliği yaptığına dair Minas Gerais Üniversitesi (Brezilya) ve Caen Üniversitesi (Fransa) araştırma raporları, ancak 2007 yılında açıklandı. O tarihten bu yana, dünyada Roundup’ın çeşitli herbisitlerini kullanıp ölümcül hastalıklara yakalanan binlerce tarımcı, Monsanto’yu dava ediyor. Roundup herbisit çeşitleri, halen Türkiye tarımında da yaygın biçimde kullanılıyor. Bugün Türkiye’de Cargill, DEKALB gibi değişik adlar altında Monsanto’nun malı olan yerli/yabancı şirketlerin burada yetiştirdiği ya da ithal ettiği tahıl, tohum, mısır, ayçiçeği, kanola, soya hatta hayvan yemi olarak yonca da genetik mühendislik ürünüdür. Zaten henüz el atmadığı yerel tarım ürünlerini de haşere ve zararlı otlara karşı Roundup, Monitor, Guardian, Romectin, Bullet ürünleriyle ilaçladığı gibi, kimyasal gübreyi de Mosanto’nun büyük hissedar olduğu Türk isimli şirketler sağlamaktadır.Ha unutmadan azda olsa tavukçuluk sektöründen bahsetmeden geçemeyeceğim. Gelin bu konuya kulak verelim. Daha yumurtadan çıkar çıkmaz civcive antibiyotik verilmekte. Neden mi? ‘’Kemikleri gelişmesin, sadece et yapsın diye’’ Tavuklar tarladaki patatesler gibi hiç kıpırdamadan yetiştiriliyor. Bıraksanız bile kıpırdayamıyorlar... Elinize aldığınızda kemikleri kırılıyor... Bu inanılmaz bir vicdansızlık... Sonra, görüyoruz her gün gencecik bir kadın meme kanserine yakalanıyor. Büyük olasılıkla daha sağlıklı diye sık sık tavuk yiyorlardır. Hiç dikkat ettiniz mi? Siz civcive antibiyotiği verirseniz, civcivin bağırsak sisteminin gelişmesini önlüyorsunuz. Normalde yediğimiz besinlerin önemli bir bölümü bağırsak metabolizmasında kullanılıyor çünkü. Dolayısıyla enerji tüketimi azalıyor. Siz bu civcivi güneşe de çıkartmazsanız, kemikleri de sağlıksız gelişeceği için sadece et yapıyor... Aksi takdirde güneşe çıkartırsanız civciv sağlıklı gelişeceği için kemik de yapıyor. Ama kemik yapsın istenmiyor, sadece et yapsın isteniyor. O zaman oradan da tasarrufa gidiyorsunuz, hayvan sonunda patates tarlasında yatan patates gibi hiçbir şekilde kaçamayan, olduğu yerde büyüyen bir hayvan oluyor. Düşünebiliyor musunuz 1,7 kilo yemle 1 kilo tavuk elde ediyorlar. Tavukların nasıl bir eziyetle yetiştirildiğini biliyordum ama bu kadarını bilmiyordum. Para kazanacağız diye nasıl bu kadar vicdansız olabiliyoruz? Normalde inek ne zaman süt verir? Yavruladığı zaman değil mi? Ama üretici için süt o kadar değerli ki, yavru 10 gün sonra annesinden ayrılıyor ve soya sütüyle besleniyor. Ve günlerce anne ve yavru ayrılık nedeniyle ağlıyor! Biliyor musunuz, buzağılara etleri pembe olsun diye demir verilmiyor. Kırmızı et diye yediğin hayvanın eti niye pembe olsun ki? Efendim böylesinin Avrupa’da 100 Euro’ya kadar ederi varmış. Hayvanlar demir eksikliğinden ahırın paslanmış metal aksamlarını yalıyormuş. Bu yüzden en çok kanser vakası Amerika’da görülüyor. Bizde de gün geçmiyor ki gencecik bir sanatçı meme kanserine yakalanmasın.  Özellikle meme kanserindeki artışın nedeni ne? Geçen haftalarda bir arkadaşım anlattı. Çok hazin bir örnek. 10 yaşındaki kızının bacaklarında tüylenme sorunu başlamış. Doktor doktor dolaştırıp bir sonuç alamayınca, “Ya biz bu çocuğa ne yediriyoruz ki böyle oluyor” demişler. Ve geldikleri nokta yumurta olmuş. “Her gün bir yumurta veriyorduk, kestik ve tüylenme geçti. Ondan sonra organik yumurtaya döndük, bir sorun kalmadı” diyor. Yumurtada ne var ki? Günde iki-üç defa yumurtlatabilmek için tavuğa mutlaka bir şey yapmak zorundasınız. Çünkü bu kadar yumurtlama hayvanın doğasının dışında bir şey. O yüzden kız çocukları erken adet görmeye başladı, erkek çocukların göğüsleri büyüyor. Evet. Korkunç bir gidiş var. Bu memleketin beslenmesinin düzelmesi gerekiyor. Büyük hastaneler açarak kanser vakalarını önleyemeyiz. Erken tanı yöntemlerini geliştirerek önlenebilecek bir şey değil kanser. Beslenmemizin düzelmesi gerekiyor.Sonuç olarak Salam, sosis, süt, yumurta gibi yiyecekler için yenilebilir olup olmadığının evdeki kediye danışılmasını tavsiye ediyorum. Kedi uzun ömürlü sütü hayatta içmez! Ama gerçek sütü koyarsanız önüne, dalar. Piyasa işi ucuz salamı verirseniz kedi yemez. Ama gerçek salamı verirseniz ki kilosu 50 lira, kedi susta duruyor. Bunu hayvan fark edebiliyor,biz fark edebiliyormuyuz acaba? Saygılarımla..

Bu yazı toplam (554) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?