Yükleniyor...
Erdal Uzunoğulları

Erdal Uzunoğulları

kitapkurdu1967@hotmail.com

Kahve Bahane!

01 Kasım 2010 Pazartesi Saat 19:57

Gönül ne kahve ister ne kahvehane,
Gönül sohbet ister kahve bahane.

Sevgili Bizim Darıca okurları bugünde sizlere özellikle erkeklerin gittikleri açık ve kapalı alanlardaki kahvehanelerden bahsetmek istiyorum. Bu yazımı Darıca’ daki çınar altı kahvesinden yazıyorum. Kahvehane kültürü özellikle biz Türk insanın günlük yaşamında önemli yer tutmaktadır. Her ne kadar günümüzde bu tür mekânlar işsizlerin ve emeklilerin uğrak yeri olarak görülse de eskiden kahvehanelerde beyin fırtınaları yapılır ve bu tür yerler zaman öldürmek için değil karşılıklı fikir alışverişi ve kitap okumak için açılmış yerlerdi! Memleketin ileri gelenleri, makam ve mevki sahipleri kahvehaneden çıkmazlardı. Şimdi ise kahvedeki insanlar hükümetler devrilip hükümetler kuruluyorlar. Bu kahvehanelerde bir başka ülkeye savaş açılır, barış anlaşmaları imzalanır, eğitim, güvenlik politikaları belirlenen yerler halini almaktadır! Netice alınamayacağı bilindiği halde futbol, din, sanat, spor, siyaset, ekonomi üzerine ateşli konuşmalar yapılmaktadır. Hâlbuki eskiden kahvehaneler bir mektep olarak görülürdü. Oralar adeta bir eğitim kurumu gibi kullanılırdı. Kıraathanelere insanlar kitap, dergi ve gazete okumak ve bilgilenmek için giderlerdi. Zamanla okuryazar insanlar elini ayağını buralardan çekerler, böylece bu mekânlara ayak takımı insanlar dolar ve kıraathane ismi kahvehaneye dönüşür. Sevgili okurlarım sizlere bu dönüşümün nasıl gerçekleştiğini,  yazmaya çalışacağım. Önce içtiğimiz kahve’nin tarihçesi ile başlayalım. Osmanlıya kahve Mısır’ın fethi ile girmiştir.(1517) Kahve orta çağda bilinen bir madde fakat yiyecek olarak biliniyor. Kahvenin ana vatanı Etiyopya’dır. Kahvenin içecek haline gelmesi Yemen’de gerçekleşir. Osmanlı da kahve içme alışkanlığı ilk önce saraylarda gerçekleşir, simit’in ilk olarak sarayın halkı tarafından tüketilmesinde olduğu gibi. Kahve içme alışkanlığı bir süre sonra alt tabakaya inince, köşkün, sarayın yerini kahvehaneler alır. İlk kahvehane 1554 – 1555 yıllarında, Kanuni Dönemi’nde Tahtakale’de Hakem ve Şems adlı iki kişi tarafından açılır. Tahtakale o zamanlar İstanbul’un kozmopolit diyebileceğimiz bir liman kesimi. Yani, Arapların, Afganların, Acemlerin, Doğu tüccarlarının çok olduğu, dışarıda gelen insanların yoğun olduğu bir yerdir. İşte İlk kahvehanenin burada açılması tesadüf değildir!  Kahve giderek Sur içi, Beyazıt, Aksaray, Kapalı Çarşı gibi ticaret bölgelerine ve oradan da sivil yerleşimlerin olduğu Müslüman ve azınlık mahallelerine doğru yayılır. Kahvehaneler neden Osmanlı’da hızlı yayılır? Diye kendimize sorunca şu cevap ile karşılaşırız. Osmanlı’da erkeklerin hayatlarında üç mekân var. Bunlardan biri dini mekân olarak camiler, diğeri yaşadıkları konutları ve bir diğeri ise geçiminin sağlandığı üretime yönelik ticari mekânlarıdır. Yani bir insan evinde ailesiyle birlikte yaşıyor, işine gidiyor para kazanıyor ve oradan da ibadet etmeye gidiyor. Kahvehaneler açıladığında ise dördüncü bir mekânla karşılaşıyoruz. Bu yeni mekânlar devrim niteliği taşıyordu aslında. Kahvehaneler topluma  büyük bir dönüşüm getirmişlerdir. Bu mekânlarda insanlar konuşur, tartışır, problemlere çözüm bulur, uzak diyarlardan gelen haberleri alırlardı. Yani, karmaşık bir kültürel doku, kahvehane toplantılarında kahve içeceğinin etrafında ortaya çıkar. Bir anlamda insanlar kahve bahanesiyle sohbet etmeye giderlerdi kahvehanelere.  Geleneksel toplumlarda kültür ve bilgi sohbetle üretilirdi. Bu kültürün üretimine de bir mekân lazımdı. Dolayısıyla kahvehaneler de bunun için uygun yerler olmuşlardır. Zaman içinde kahveler çeşitlilik gösterir. Zamanla Osmanlı İmparatorluğu’nun hazır bekletilen Kara Kuvvetlerinin çoğunluğunu temsil eden yeniçeri ordusunun çavuşları da İstanbul’da kahvehane açmaya başlarlar. Sayıları oldukça artan “yeniçeri kahvehaneleri “ zamanla devletin gözünde güç merkezleri olarak görülmeye başlanır. Artık korkulan olmuştur. Halk ve asker iç içedir. Oysa asker sürekli eğitime hazır olmalıydı. Bu ise 17. yüzyılda Osmanlı Devlet Yapısını sarsmaya başlar. Yeniçeri kahveleri yasaklandıktan sonra, o mirası mahalle kabadayıların gittiği tulumbacı kahveleri alır. Kısacası kahvehaneler erkek nüfusun yaşayışını anlatabilen bir gözlem alanı gibi idi. Kadınların mekânları ise  hamamlar idi. Hamamlar kadınların buluşma, kız alıp verme, görücüye çıkma yeri idi. Sonuç olarak, günümüzdeki kahvelerin bir şekilde kıraat hanelere dönüşmesi gerek. Ülkemizde 1500 kütüphane ve 850 civarında müze, 3O Devlet Tiyatrosu var. Buna karşılık 50.000 meyhane, 450.000 kahvehane, 10.000 internet cafe’nin olması bizlere ve geleceğimiz olan çocuklarımıza umut veriyor mu? SAYGILARIMLA

Bu yazı toplam (831) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?