Yükleniyor...
Gökhan Oruçoğlu

Gökhan Oruçoğlu

g.orucoglu@gmail.com

Facebook Olayı

29 Kasım 2010 Pazartesi Saat 19:28

İlk kez bilgisayar kullanmaya 1980 yılında lise öğrenimimi yaptığım Deniz Lisesi Komutanlığı\'nda başladım.  O yıllarda kişisel bilgisayar kullanmak için kişisel bir odanızın da  olması gerekiyordu.  Delikli kartlara basılarak programlama yapılan dönemden söz ediyorum.  Ardından gerçek anlamda masa üstü bilgisayarlar ve ofis programları ile üniversite yıllarımda tanıştım.  O yelpaze olarak kullanılabilecek 5.25” disket dönemi.  Kısaca 1980 yılından beri kesintisiz bilgisayar kullanıyorum.  Facebook (feysbuk okunuyor ya da oğlumun 5 yaşlarında dediği gibi facebok; yazıldığı gibi okunuyor.) ile son iki yıldır tanışıyorum.  Kendisi ile haşır, neşir görünsem de çok az bölümünü kullanabiliyorum.  45 yaşında ve yıllarca okullarda dirsek çürütmüş bendeniz henüz ilköğretim 7-8 sınıf seviyesinde bir kullanıcının arkadaş sayısının dörtte birine bile yaklaşabilmiş değilim. 
Bu tip sitelere sosyal ağ ya da sosyal paylaşım ağları deniliyor.  Ağ olmaları konusunda hemfikir olmama rağmen, sosyallik konusunda o kadar emin olamıyorum.  Örneğin kızım tüm akşamüstünü ve hatta akşam yemeği sonrasını,  yatağında uzanarak ve kucağında dizüstü bilgisayarı olmak üzere sosyalleşmek ile geçiriyor(!) O kadar sosyalleşiyor ki parmaklarında acı hissi ile uykuya daldığından eminim.  Emin olamadığım bir başka konu ise mahremiyet ve dürüstlük.  Aslında bu iki konu ayrı, ayrı da ele alınabilir.  Örneğin çok dürüst  ondokuz yirmi yaşlarında üniversite öğrencisi bir kızımız, ileriki aşamalarda uzun boylu, kilolu ve sakalı ağarmış olarak karşımıza çıkabiliyor.  Maalesef sosyal ağlarda dürüstlük koruması yok sadece virüs kontrolü yapılıyor.  Mahremiyet konusuna gelince, yılların bilgisayar tecrübesi ve aynı süreye yayılan İngilizce dilbilgisi seviyem ile şu ana kadar, site güvenlik ayarlarını tam yapılandırabilmiş değilim.  Bunun sonuçları şu şekilde olabiliyor.  Yazmış olduğunuz bir yazı ya da paylaştığınız bir fotoğraf sınıf arkadaşlarınız yanında Yeni Gine’li bir kasap arkadaşın duvarında yer alabiliyor.  Ya da daha yakın bir örnek ile siz arkadaşlarınızla, sesli harfleri atarak katlettiğiniz Türkçe türevi bir yazışma dili ile, yeni sevgilinizden bahsederken; babanız internet cafe’de klavye parçalıyor olabilir.  Bu bence anti sosyal sosyal paylaşım sitelerine her ne kadar kızsam da kullanmaya devam ediyorum.  Neden derseniz, yıllardır bulamadığım ya da iki sokak ötede olmasına rağmen görüşemediğim bir arkadaşımı buralardan bulabiliyorum.  Ve beraberce sosyalleşiyoruz.  Facebook’un da olumlu yönleri var.  Örneğin facebook aracılığı ile sosyalleşen bir suçlu geçenlerde yakalandı.  Yine bir beyefendi sanırım babasını bulmuştu.  Gazetede haber olan bir olay ise tam gelinen durumu anlatıyor.  Facebook üzerinde şirketi hakkında olumsuz görüşlerini yazan ve güvenlik ayarlarını doğru yapmayan bir dahi işten atıldı.  İşin hoş yanı itiraz mahkemesinde juri facebook çıktılarını delil kabul ederek işvereni haklı buldu.  Aman güvenlik ayarlarına dikkat.  Yıllardır açık ve aktif olan bir siyasi parti üye sayısını üçyüzbine bile ulaştıramaz iken, 2004 yılı Şubat ayında kurulan facebook dünyada 500 milyon, Türkiyede 12 milyon üyeyi aştı.  Meydanlara onbin kişiyi toplamanın bazı siyasi partiler için imkansız olduğu bir dönemde, kedimin adı Ramazan mı, Abullah mı olsun event’i kısa sürede yüzlerce bin üyeye ulaşabiliyor.  Sanırım bu sanal ağlar beyni de sanallaştırıyor. İster facebok iste feysbuk diye adlandıralım şu anki Pazar değeri 40 Milyar Dolar’ın üzerinde olan bu oluşumun karşılığında mal, ekipman ya da benzer değerler yok.  Sadece bir fikir, insanların kabulü ve sonrası çılgınlığı işte sonuç Facebook.  Fakat bir siteyi değer yapan insanoğlu yine ani bir değişim ve karar ile kendini çekerse, yaratılan bu Pazar değeri ve sonrası ne olur o merak konusu.  Bu geçmişte örnekleri görülen bir durum. Bu yazımda internet karşıtı olduğum gibi bir algı yarattıysam, kesinlikle düzeltmek istiyorum.  Tam aksi internete desteğim ve kullanımım en üst düzeydedir.  Açık bilgiye, anında paylaşıma, taraf olabilme özgürlüğünün getirdiği tarafsızlığa hayranım.  Benim karşı olduğum ya da en azından üzüntü ile karışık kızgın olduğum; yaşamın tamamen sanallaşarak, tadının kaçması.  Eposta mektubu öldürdü.  O zaman neden hala eski asker ya da sevgili mektupları saklanır?   Bu mektupları koklayanını gördüm ama ekran koklayanını görmedim. Online satış sitelerinin ciroları artıyor ama hala hafta sonu AVM gezileri ya da açık oto pazarı gezileri, en azından turistik olarak yapılıyor. Sonuç olarak bizleri sosyal bir varlık olarak insan yapan bazı dengeleri korumak lazım düşüncesindeyim.  Facebook’ta 1500 arkadaşı olup da çay bahçesinde çayını yalnız içiyorsan, ne fayda.

Bu yazı toplam (570) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?