Yükleniyor...
Gökhan Oruçoğlu

Gökhan Oruçoğlu

g.orucoglu@gmail.com

BİR ŞEHRİN YAVAŞ VE ACILI ÖLÜMÜNÜ SEYRETMEK

14 Aralık 2010 Salı Saat 18:28

Tam 30 yıl İstanbul’da ikamet ettim, bir 6-7 yılda hatırlayabildiğim gidiş, gelişlerim var.  Anadolu ve Avrupa yakasında değişik yerlerde, öğrenci olarak, çalışan olarak, patron olarak, işsiz olarak kısaca her formda ve her platformda.  Paralı ada yaşadım İstanbul’u parasızda.  1978-1985 arası Suadiye, Moda, Beşikta, Taksim, Osmanbey, Nişantaşı ve hatta Kadıköy gezilesi, nefes alan, tarzı olan mekanlar idi.  Tarz derken güzel olandan bahsediyorum, kendine has olandan, yaşayan insanlarından, sokaktaki karakterden.  Örneğin Suadiye’de Pazar gezmesine çıkmış pinpon çiftlerden, Kalamış’ta fötr şapkalı, gazetesini okuyan İhsan Bey’den, Modada cıvıldayan çocuklarını seyreden şık annelerden, başkalarının çocuklarına da sevecen olan şık babalardan bahsediyorum.  1987’lerde ilk evsiz çocuklar ortaya çıktığında, onları kovalamazdı insanlar.  Bostancı Durak Büfede (eski hali ile tabi ki, hani tezgahından portakal aşırıp yengen ve kaşarlı tost üzerine yediğimiz) tost yiyen müşterilerin bir çok kez,  onlara da bir kaşarlı attırdığını   gördüm.  Onlar da tiner koklamazdı o zamanlar, ya da çok belli olmazdı.  Grup halinde dolaşıp “ 1 lira versene” demezlerdi. Neyse konumuz aslen bu değil, o ayrıca işlenmesi gereken sosyal bir yara.
İstanbul güzeldi 1978-1985 arası.  Hatta daha eskiler 1960’ları anlat, anlat bitiremezler.  Peki neden, böyle dünya güzeli, tarzı olan bir şehir yavaş, yavaş can çekişerek ölmekte?  Çarpık yapılaşma, önüne geçilemez büyüme, şehir planlamacılığındaki eksikler vs. vs. Bu tip teknik kalıplar bulmak kolay ve nedense hep çözümsüz tarz kulplar bunlar.  Ben başka bir açıdan yaklaşmak istiyorum soruna.  İnsanımızı yani kendimizi suçlamak istiyorum, bu sonuca gidişten.

Oburluk yedi büyük günahtan biri.  İstanbul da çok obur, hem de çok.  Nüfusu hızla artıyor.  Yani İstanbul günahkar bir şehir ve bunun sonuçlarını yaşıyor.  Her kesimden, her ilden belki de her köyden yaşayan var İstanbul’da.  Gelenler tüm adetleri ve tüm özlemleri ile geliyorlar doğdukları yere olan.  Bir de doğulan yere bağlılık, yaşanılan yere olandan daha fazla bizlerde.  Dernekler kuruluyor ardı, ardına.  Mahalleleşme başlıyor.  Bazı işkolları tekelleşiyor.  İçerdekiler ve dışarıdakiler, bizden ve değil kısaca tolerans azalıyor.  Gelenler kendi yaşam örgüsünü yamamaya çalışıyor İstanbul’a, onun desenine uymak yerine.  Belki iyi niyetle, belki özlemle, belki de düşüncesizce yapılan bu eylem kırkambara, yamalı bohçaya döndürüyor İstanbul’u pervasızca.

Doğduğu yere bağlı olmak iyi bir vasıf aslında, çok sık göçe uygun bir kimliğimiz olmasa.  Sanırım gerek kökenlerime bağlı genler nedeni ile, gerek ekonomik yapının zorlaması ile çok sık göç alıp, göç veriyoruz.  Göçe yatkın sosyal yapılarda yaşanılan yere saygı, sevgi ve bağlılık az oluyor.  İnsanlar doğdukları yeri, yaşadıkları yerde delicesine özlemeye devam ediyorlar.  Bu özlem onları doğdukları yerin sorunlarına çok bağlı yaparken, yaşadıkları yere duyarsızlaştırıyor.

Örneğin doğduğu kasabada evinin önünü süpüren bir anne İstanbul’da çöpünü camdan atabiliyor.  Köydeki evini her yaz kireçleyen bir baba molozunu Maltepe’de yol kenarına bırakıveriyor gece vakti.  Doğduğu kentte belediye otobüs alımı törenini ayakta alkışlayan bir genç İstanbul’da koltuk süngerini parmağı ile oymayı beceriyor.

Bazen düşünüyorum, o ışıl, ışıl silueti, rengârenk sokakları, yüz binlerin arşınladığı caddeleri ile İstanbul biraz orta malı olarak görülüyor sanırım.  Ve bu algı ona gerçekten bir orta malı gibi davranılmasına neden oluyor.  İstanbul çok çekici, çok davetkar.  Hal böyle olunca yanlış anlaşılıyor ve kolay kabul ediliyor, paralı bir yosma gibi.  Aslında hiç de kolay bir şehir değil İstanbul.  Çok şairi aşkında boğmuş.  Roma’yı ikiye bölmüş.  Bir devri kapatmış.  Uğruna canlar verilmiş.  Bir mezhebin merkezi olmuş bir şehir.  O ki bir semtine yekpare acem mülkü feda olmuş.

İstanbul kanıyor usul, usul.  İstanbul genişliyor ama kimliğini kaybederek.  İstanbul olması gereken, hak ettiği yerden uzak yavaş, yavaş ölüyor.  Çok acı, çok yıpratıcı ama bir o kadar da gerçek.  İstanbul sonu ölüm olan, uzun ve sancılı bir hastalığın döşeğinde.

İstanbul nasıl mı kurtulur?  Üzgünüm ama sanırım Asiye daha kolay kurtulur.

Bu yazı toplam (985) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?