Yükleniyor...
Ezgi Theriault

Ezgi Theriault

ezgitheriault@gmail.com

Bambaşka bir kıtadan merhabalar,

19 Aralık 2010 Pazar Saat 16:47

Artık bana bile çok sıradan gelen saatte 100 km hızla esen kuzey rüzgârı ve yağmur ile devam edip, sokak kapısını bile açmayı güçleştiren bir fırtına eşliğinde yazıyorum sizlere.

Böyle günlerde genellikle dışarıda ki canavarı kızdırmadan, evde annemin Türkiye’den gönderdiği bakır cezve ile “Mehmet Efendi” kahvesini pişirip Türkiye kokusunu çekerim içime. Kahvenin bahane olduğu sohbetlere doğru hayaller kurarım.
Ben hayatımın çok uzun bir dönemini Kocaeli’nde geçirip, evlilik nedeniyle Kanada’ya “geçici” yerleşmiş bulunmaktayım. “Geçici” diyorum çünkü biliyorum ki Çene Suyu ’nu bir kez içip te geri dönmemek mümkün değil.
Hemen içinden “Ooo Kanada’da yaşıyor” diye imrenecek birileri olur diye bir açıklama yapmak istiyorum. Kanada’ya daha önce hiç gelmemişken, bu ülkenin her bir köşesini hani şu Amerikan filmlerinde gördüğümüz gibi bir zenginlik, bolluk bir rahatlık abidesi sanıyordum. İlk Kanada’ya gelişim yıllar önce okumak amaçlı olduğundan büyük bir şehirde bir buçuk sene kadar yaşayıp, sevinçten eteklerim zil çala çala Türkiye’ye döndüm. İnanın kendi ülkem de yaşanan bazı haksızlıklar dışında, hiçbir şeyine imrenemedim bu ülkenin. Hatta diyebilirim ki bizler daha çok bolluk ve lüks içinde yaşıyoruz. Buraya gelene kadar ne elmanın taneyle satıldığına şahit oldum ne de görüntüsüyle kendine domates dedirtip, tadından herhangi bir sınıfa koyulamayacak bir sebzeye. İnsan kendi kozasının içindeyken detayların farkına varamıyor ama bir kez çıktınız mı oradan; nefes almak gibi, farkına varamadığınız günlük ayrıntıların değerini anlıyorsunuz. Türkçe yapılan şeyler gibi. Mesela bir maç sonrasında kaybeden takımı tutan arkadaşınızı arayıp onu sinir etmek, misafirliğe gittiğiniz bir eve girerken size doğru çevrilmiş misafir terliklerini giymek ya da sokakta yürürken şirin bir bebek gördüğünüzde “aman annesi ne der” demeden korkusuzca o bebeği öpmek gibi. Nazardan korkup başınıza gelen iyi bir şeyin üstünü örttüğünüzde garipsenmemek gibi... Sabahları alelacele bir kâse kahvaltılık gevreği sütle karıştırıp ayakta iki dakikada yemek yerine; taze demlenmiş çay kokusu, tam yağlı beyaz peynir ve fırından alınan sıcak ekmekle edilen kahvaltı gibi... Keşke şöyle bir an durup, bu güzellikleri kaybetmiş gibi özleseniz ve sonra da tekrar sahip olmanın tadına varsanız. Ne güzel olurdu…
Hayat ıssız bir adada bile olsa ışık hızıyla geçiyor. Geçerken; çat pat öğrendiğim Fransızcaya, çok sevdiğim eşime ve kedime rağmen buraya yabancılığımı hiç azaltmıyor. Bu yüzden bir kâğıt kalem alıp, dünyanın öbür ucundan, sizlere misafirliğe, bu köşede içimi dökmeye geldim.
İyi ki geldim, hoş geldim…

Bu yazı toplam (1252) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?