Yükleniyor...
Ezgi Theriault

Ezgi Theriault

ezgitheriault@gmail.com

Doğuştan Sosyaliz

27 Aralık 2010 Pazartesi Saat 21:21

“Socializing” yani “Sosyalleşme” diye bir terim var burada. İnsanların bir araya gelme durumu…

Aktivite de herhangi bir şey olabilir; birlikte yemek yemek, oyun oynamak, sohbet etmek, sinemaya gitmek, bir şeyler içmek gibi...

Bu sosyalleşme hem bir ihtiyaç hem de ciddi ciddi planlanan bir eylem. Yani haftada en az iki kere birileriyle randevulaşıp sosyalleşme eylemini gerçekleştiriyorsunuz.
Bizde, ismi olup, yeri olmayan bir kavram aslında…

Çünkü biz doğuştan sosyaliz, insanın böyle bir ihtiyacı olabileceğinin farkında bile değiliz. Hiç kimse gelmese bile, günde en az bir kere, bir komşu kapımızı çalıp küçük bir tabak içinde bir şeyler ister çünkü. Ya da mahalle bakkalında rastladığımız birisiyle ayaküstü maç sohbeti yaparız. Hatta beşinci kat camından üçüncü kattaki komşumuzla bağırarak konuşuruz. Her zaman herkesin ne yaptığını bilir, geleni gideni takip eder ve hiçbir zaman yalnızlık çekmeyiz. Belediye otobüsünde hiç tanımadığımız insanlara çoluk çocuğumuzun fotoğraflarını gösterip, müstakbel kısmetler arar veya hayat hikâyemizi anlatırız. Hangimiz çoluk çocukla gittiğimiz bir akşam gezmesinden sonra “oh ne güzel sosyalleştik” diye geçirir aklından. Bir reflekstir bizim için insanlarla birlikte olmak. Öncesi ve sonrası planlanmadan sadece gerçekleşiverir.
Genellikle de yakınırız bu sürekli bir topluluk içinde olma durumundan. Kişileri dedikoduculukla suçlar, herkesin her şeye burnunu sokmasını hep eleştiririz. Bu eleştiriler esnasında, ortamda olmayan birisi hakkında yeni bir gelişme anlatılırsa, yakınmalarımızın hepsini unutur, kulak kesilip güzel güzel yorumlar yaparız.

O kadar doğaldır ki bizde birilerinin kapımızı çalıp evimize gelmesi, neden geldiğini düşünmeden hemen bir şeyler ikram edip büyük bir içtenlikle bu kişiyi ağırlarız.

Burada kimse sebepsiz yere kimsenin evine gitmiyor. Ya sosyalleşme adı altında önceden planlanmış bir eylem olacak, planlanmadıysa kapıdan derdini anlatıp gidecek. Hasbel kader içeri girdiyse ne çay ne kahve, hiçbir şey istemeyecek. Bu yüzden kim gelirse gelsin, size ne ikram edeyim diye sorduğumda hep kendi varlıklarından rahatsız oluyor insanlar. Eve gelen boyacıya, tamirciye yemek yediren, hatta yol tamiratı yapan sokaktaki işçiye demlikle çay götüren bir kültürden gelen biri olarak, önceleri beni, hiçbir şey kabul etmemeleri çok rahatsız etse de artık sormamayı öğrendim. Çünkü bende gittiğimde bir başkasına, eğer önceden planlı değilse, hiçbir şey ikram etmiyorlar. Bu ikram etmeme meselesi, “yemek-içmek” ten çok verdiği mesaj açısından önemli… Bu mesaj “burası benim özel alanım öyle paldır küldür giremezsin” olmakla birlikte, insanları daha bireysel, daha yalnız olmaya itiyor. Herkesin deli gibi sahiplendiği kendi özel alanında (personal space), ne olup bittiğini bilmek imkansız.

Bu yüzden on altı yaşına gelmiş bir çocuk, birdenbire evi terk edebiliyor. Bireylerin birlikte yaşama durumunda bile, agresif kararlarına tepkisizlik “saygı” olarak nitelendiriliyor.

Hemen hemen burada ki her çocuğun odasının kapısında ismi yazılıyor, aileler ne o odanın temizliğine karışıyor, ne de o odayı paylaşıyor. Daha 8-10 yaşındaki bir çocuğun kedine ait bir yer edinip, kendi kurallarını bu kadar belirgin bir biçimde koymaya çalışması, bence aslında büyük bir toplumsal güvensizliğin göstergesi. Bu güvensizlik, insanlara duygularını bastırmayı, kendi kendilerine yetmeleriyle gurur duymayı öğretiyor. Bizde “kısmet” olarak nitelendirilen birçok olay, burada “seçim” veya “niyet” olarak adlandırılıyor. Örneğin hiç evlenmemiş birisi “kısmet değilmiş” derken, burada ki insanlar “evlenmeyi tercih etmedi çünkü gerek yok” diyor.
Evet, kimsenin kimseye ihtiyacı yok bu coğrafyada. Her birey biliyor ki, yaşlanınca yaşlılar yurduna gidecek. Her aile biliyor ki, çocuklarına büyükanne ve büyükbaba bakmayacak. Yani her zaman herkes kendi bacağından asılacak. Kazandığını kendine harcayacak, şartlar uygun olduğunda sosyalleşecek, kimse kendinden ve hayatından fedakârlık etmeyecek. Sınırları çok keskin çizilmiş bir dünyada “saygı” ,insanca duyguların önüne geçecek. Sonra da sokaklarda “freehug” yani bedava sarılma etkinlikleriyle yalnızlıklar hafifletilmeye çalışılacak.

Böyle bir sosyalleşme toplumunun içinde yaşayan biri olarak, çok ta sosyal olmamakla gurur duyuyorum.

Bu yazı toplam (1035) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?