Yükleniyor...
Ezgi Theriault

Ezgi Theriault

ezgitheriault@gmail.com

Yabancıyım, yabancısın, yabancılar.

24 Ocak 2011 Pazartesi Saat 22:54

“Bir yabancı ile evliyim.”Komik bir cümle bu. Yabancı birisiyle evli olma durumu nasıl olur? İnsan birisiyle evliyse, o kişi; ona yabancı değildir artık. Birisi, size yabancıysa; çok büyük bir ihtimalle, akrabanız veya eşiniz değildir.

Nerelisin diye sorduklarında “Türkiyeliyim” veya “Türküm” diye cevap veriyorum. Eşime “Nerelisin?” diye sorulduğunda “Kanadalıyım” yerine  “Kebekliyim (Quebec)”diye cevap veriyor.

Kebek,  Kanada’nın tek Fransızca konuşulan eyaleti. Kanada hükümetine bağlı olmakla birlikte, burada yaşayanlar kendilerini Kanadalı olarak görmüyorlar. Çünkü diğer tüm Kanadalılar İngilizce konuşurken, Kebekliler Fransızca konuşuyor. Farklı bir dili konuşmak farklı bir kültür ve farklı bir anlayışı doğuruyor. Hatta bu küçük adada bile, İngilizce ve Fransızca konuşan insanlar arasında büyük bir uçurum var. Mesela, aynı semtlere farklı isimler vermek, farklı yemekler yapıp, farklı televizyon kanalları izlemek gibi… Oturuşlarının, duruşlarının, aynı olaylara bakış açılarının farklı olması gibi ve her zaman kendi dilini konuşmayan tarafın “öteki” olması gibi…

Birbirlerini sevmediklerinden değil, sadece anlamları, aynı kelimelere yükleyemediklerinden…

İngilizceyi gayet iyi, Fransızcayı da çat pat konuşuyor olmama rağmen, bu dillerin hiçbirisi anadilim olmadığı için, ben; bu iki tarafın arasında, “biri” ve “diğeri” değil sadece “yabancıyım”. Çünkü aynı dili konuşmak; aynı çocukluktan gelip, aynı dünyada büyümektir. Aynı şarkılarla efkârlanmak, aynı şiirlere âşık olmak, acısını, sevincini, coşkusunu, yalnızlığını, kızgınlığını ve umudunu aynı kelimelere dökmektir. “Canım” dediğinde karşısındakinin canından bir parça olduğu ifade edebilmektir.

Çok uğraşıyorum, herkes gibi olmaya ama aynı yöne bakıp, farklı şeyler gördüğümden, iki resim arasında ki farkın bulunduğu bulmacada, ilk işaret edilecek olanım. Üzerime iki beden büyük gelen görünmezlik elbisesini ne kadar çekiştirirsem çekiştireyim ben burada yaşayan tek ve ilk “Türk kızı” olarak hep ortadayım. Arkadaş edinmeye çalışıyorum umutsuzca. Az çok tanıdığım insanlarla kahve içmeye, spora, alışverişe, sinemaya gitsem de kimseyi arkadaşım olarak göremiyorum. Çünkü ben ne kadar farklıysam diğerlerinden, herkes de bana farklı. Aklımdan ve kalbimden geçenleri Türkçe anlatamadığım sürece, diğer insanlarla olan iletişimim belirli bir sınırın ötesine geçemiyor.  İçim bir insanı “arkadaşım” olarak kabul etmiyor. Ah ne kadar özledim, ana dilimde hayattan, aşktan, kendimden ve diğerlerinden konuşmayı…

Bir yabancıyla evli olan birisi olarak, eşim ile yabancılığımız, birbirimize sevdiğimiz bir şarkıyı tercüme ederken başlıyor. Aşkın, sevginin ve saygının sözcüklere ihtiyacı olmasa da, bazen, yeterince anlaşılmamak incitiyor insanı. Bazense emin olamamak…

Peki, neden o zaman hala evliyim? Çünkü hayatın sürprizlerle dolu karmaşık doğasında, her evliliğin, her ilişkinin ve hatta dostlukların, “ben”i  “biz”e dönüştüren, uzaklıkları yakınlaştıran, fırtınaları dindiren, “bir daha gelsem dünyaya, yine burada, onun yanında olurdum” dedirten tek, yalın, samimi bakışları vardır. Hiçbir sözcük, yeryüzünde ki hiçbir dil, anlatamaz “o bakış” ile neler hissedildiğini. Nasıl görünmez bağlarla birinin, bir diğerine eklendiğini… Dil kulağa seslenirken, gözlerin nasıl kalpte yer ettiğini…

Benim, bu adada ki yabancılığımın hafifletici nedenidir; bir çift mavi gözün, kendi denizlerinden şiirlerime akması. Muhabbetin dibine vuramadığım kelimelerin, acıtmamasıdır…

Yabancılığıma rağmen bana şunu yazdırandır:

Mutluyum. Mutlusun.Mutlular.

Bu yazı toplam (1288) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?