Yükleniyor...
Kemal Uyar

Kemal Uyar

kemaluyar1907@hotmail.com

Yan odadan melodiler

01 Şubat 2011 Salı Saat 00:32

Geçen hafta soğuk bir konuyu ele almıştım.Gelen tepkilere baktığımda, gerçekçi yaşayanlardan olumlu tepkiler almakla birlikte, diğerleri ise gerçek olmasını ürkütücü bulmuşlar. Bu hafta ikinci guruba hitap etmek istiyorum.

Dünyanın ilk üç harikasını say deseler, ikinci sıraya interneti, üçüncü sıraya da sinemayı koyarım. Birinci sıra her zaman tartışmasızdır bir erkek için; Angelina Jolie.

Çok severim yedinci sanatı. Fazladan yaşam hakkıdır sinema. Sıradan bir insan bir hayat yaşarken, sinemaseverler - kaç film izlediyse o kadar yaşamıştır- diye düşünürüm.

Bu sevdamdandır her yazımda bir filmden alıntı yapmak. Bir kişi bile yaptığım alıntıyı merak edip, gider o filmi izlerse bir yaşam demektir.

Hiç çıkmaz aklımdan, Jude Law’ın “Yan Odadan Melodiler (Music From Another Room)-1998” filminde aşkı bir tarifi vardır ki, mest olursunuz. (İzlemenizi tavsiye ederim.)

Duyguların en coşkulusu, kelimelerin en kısası; AŞK…

 Aklın ve mantığın işlemediği son nokta;

Bile bile kendinizi bıraktığınız sel;

Uğruna çekilen çilenin, acının hiçbir dinde bu kadar kutsanmadığı duygu;

 Bazen de yanına bile yaklaşamadığınız kor ateş…

 Kimine göre üç yaşında, kimine göre bir binanın köşesinde çarpıştığı anda, kimine göre bir partide, kimine göre aynı mahallede düşer bu kor ateş. Kimine göre de durakta servis aracını beklerken. Hepsinin ortak özelliği, bütün aşklar ilk görüşte başlar. Sonrası film gibidir:

Biraz aksiyon, biraz romantizm, en az bir kovalamaca, belki bir ayrılık. Bazen mutlu, bazen hüzünlü bir son…

Önce yemeklerin tadı kaçar, hiç yemeden yaşayabilecekmiş gibi hissedersiniz. Hareketleriniz dengesini kaybeder. Örneğin, dolmuştan inmeniz gereken durağı iki durak geçtiğinizi fark edersiniz ama aldırmazsınız bu hatanıza. Aceleniz yoktur artık, zaman belirsizleşir. O’nu gördüğünüz zamanlar midenize kramplar girer, yerçekimi kanunları işlemez, ayaklarınız yerden kesilir. Ellerinizi koyacak yer bulamazsınız. Günün yirmi dört saati onu düşünseniz sizi yormaz ki düşünürsünüz…

Hangi akıllı insan kendine bu ızdırabı çektirir, hangi ruh hali böyle bir yükü kaldırabilir? Zaten işin sırrı da buraya dayanıyor. Hatırlar mısınız? Ailemizden aldığınız harçlıklar ne çabuk biterdi. Çünkü aklımızdaki ilk şeye yatırırdık parayı hemen. Aynı şeyi şimdi maaşımıza neden yapamıyoruz? Çünkü alın teri karıştı. Çünkü maaş için çekilen çile, ayrılan zaman, özveri karıştı. Elli lira, artık ailemizden harçlık aldığımız elli lira değil. Değeri arttı. Üzerinde elli yazsa da, o artık bizim için daha yüksek bir bedel ifade ediyor.

Çıkarsamam odur ki, Aşk dediğimiz olgu da böyle bir şey.

Bir çaba harcadıysanız, zaman ayırdıysanız, saçının telini bile önemsediyseniz, kısacası özveride bulunduysanız; “O” artık sizin için göründüğünün ötesinde bir anlama sahiptir.

En nihayetinde, aşk para gibidir. Kimisi için üzerinde yazandan daha değerli, kimisi için elinin kiri…

Şimdi! Bir sevgiliniz varsa ya da eşiniz, karşılıklı olarak birbirinize birer mektup yazın. Mektupları okumadan, iki ayrı kilidi olan bir kutuya yerleştirip, anahtarın birini kendiniz alıp diğerini de O’na verin. Tam bir yıl sonra kutuyu açıp, size yazılan mektubu okuyun. Aşkınıza değer katacaktır.

O’nun değerini kaybetmeden bilenlerden olmanız dileklerimle, kendinize bir kez daha sorun: “Aşık olduğunuz insana aşkınızı en son ne zaman kaleme aldınız?”

Bu yazı toplam (1035) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?