Yükleniyor...
Turgut Güngör

Turgut Güngör

gungor-turgut@hotmail.com

Kendimizi yargıç yerine koymayalım.

07 Şubat 2011 Pazartesi Saat 20:06

Okurlarımdan bazıları yazılarımda çoğu kere söylemek istediklerimi gitmesi gerekene isimleriyle gönderme yapmadığımı ifade ederek, hafif bir serzenişte bulunuyorlar.

Sebebini- sebebi gayet açık- hemen söyleyeyim. Kişilerin yaptıkları hatalar nedeniyle, kişiliklerine saldırıp ortalığa düşürmektense, hatasının farkına varmasını telkin yoluyla ve de sessizce hatasını düzeltmesine yardımcı olmayı yeğlerim.

Hatta “bu yanlışlığı yapanın arsızlaşıp işi pişkinliğe vurmasını önleyebilirim düşüncesiyle, lafımı ortaya koyarım, kime lazımsa almasını beklerim.

Özellikle de dünya görüşü ne olursa olsun, hangi meslekten olursa olsun, ne ile uğraşırlarsa uğraşsınlar, kimse kendini yargıç yerine koyup kimseyi yargılama hakkını kendinde görmemesi gerektiğine inanırım.

Her insan gaf yapabilir, sarf ettiği sözler ifade etmeye çalıştığı fikri de yansıtmayabilir, demek istediği o olmayabilir. Çevresindekileri yakını, eşi dostu zannedebilir. Özellikle de siyasetle uğraşanların etrafında öyle goygoycular olur ki insana istemeseler de sürçü lisan ettirebilirler.
Bu insanlar soydan çok zengin de olabilirler, Ecnebi memleketlerinde eğitim de almış olabilirler. Üniversitelerde hocalıkta yapabilirler, uzun yıllar sonunda dünya görüşüne en yakın bir siyasal partide en üst düzey yönetici konumuna da gelebilirler.
Boy boy gazetelerde yayımlanan fotoğraflara biraz dikkatli bakıldığında görüleceği gibi etrafını saran bir takım goygoycuların, kıyısından köşesinde acaba “deriden olmasa da olur” bir sandalyeye ben de erişebilir miyim hesabını yapanların çırpınışlarından önünü göremeyebilirler.
Bu bir takım siyasi çıkarlarını oya tahvil etme uğraşı içinde olanların yapabilecekleri karalamalar da olabilir. Kim ne yazarsa yazsın olanı, biteni her ne ise salim ve sakin kafa ile akıl süzgecinizden geçirmenizi tavsiye ederim.
Soydan gelen bir inançla memleket meselelerinin üzerine elinin yettiği kadarıyla her yönden üstün gayret gösteren birinin ki seversiniz ya da sevmezsiniz ama bu kadar basiretsiz davranıp hem kendi siyasal yaşamını hem de mensubu bulunduğu partisini dipsiz kuyuya atacağını düşünemezsiniz.
Düşünmemelisiniz. Düşünülmesi gerekiyorsa da genel başkanı düşünüp iktidar partisinde olduğu gibi akıllarına gelen her yerde konuşmalarına yasak getirsin, değil mi?
Çünkü bu kadar basiretsizliği evdeki çocuğunuzun dahi yapamayacağına ihtimal veremezken bu düzeyde birinin yapabileceğini, düşünmemeliyiz. Böyle bir şeye anlam verilemez.
En azından son seçimlerde ya da bir öncekindeki gibi oy sayımı sırasında elektriklerin kesilmesine bir anlam veremediğiniz gibi.
Şu meşhur demokratik açılımın kapsamını anlayamadığımız gibi.
Siyasi yaşamımıza yeni kazandırılan torba yasanın ne demek olduğunu, ne amaçla yapıldığını anlayamadığımız gibi.
Sınav sorularının çalınmasını, çalanların akıbetinin ne olduğunu anlayamadığımız gibi.
Yıllardır kullandığımız su bedelinden daha fazlasını bir takım abuk masraf haneleri açarak kullandığımız su bedelinin bir mislinden daha fazlasını ödememizin sebebini anlayamadığımız gibi.
Her ay yıllarca ekstradan çöp parası ödediğimiz halde kullanılmaz hale gelen çöp konteynırlarının yenilenmesi için para talep edilmesini anlayamadığımız gibi.

Bir zamanlar arkalarından “Moskova’ya, Moskova’ya” diye bağırılan sosyal demokrasiye inanmış belediye başkanları tarafından bin bir yokluk içinde tedarik edilen belediye otobüslerinin vatandaşın hizmetinden çekilip, ıvır zıvır işlerde kullanılmasını anlayamadığımız gibi.

Hepimiz yatıp kalkıp dünyanın en pahalı akaryakıtını kullandığımızdan şikâyet edip nedenini bir türlü anlayamadığımız gibi.

CHP Adıyaman Milletvekili Sn. Şevket Köse’nin, Ulaştırma Bakanı Çok Sn. Binali Yıldırım’a, “İnternet bağlantı fiyatları düşecek mi?” sorusuna yanıt alıp alamayacağını bilemediğimiz gibi.

Türkiye\'de 10 milyon emeklinin 8 milyon 300 bininin 825 liranın altında maaş aldıklarını ve hala kendilerini muhalefette olan bir siyasal partinin genel başkanının “Artık yeter diyorsanız CHP’ye gelin” çağrısını anlayamadığımız gibi.
Elbette varsa yapılan yanlışları haksızlıkları, irtikâp’ı, gaspları, yapılan talanları, hiç hak etmediği halde aniden, nasıl olduğunu kendisi bile anlayamadan mevki, güç veya kazanç elde edenleri, ayağına giyecek ayakkabısı yokken şimdilerde dört çekerlerden inmeyenleri elbette dile getirmeliyiz.

Orman arazisine yakınlarının adına villalar yapanları, vurdumduymazlık yapıp kulaklarının üzerine yatanları, bana ne diyenleri elbette yılmadan, korkmadan dile getirmeliyiz.

Hatta düzeltilmesinde bir gelişme olmuyorsa defalarca yazıp çizilmeli bu yazarçizer takımı. Ama kimsenin haksız yere bir takım dedikodularla, yapmışla, etmişle varsayımla geleceği ile oynamamak lazım. Oynanması gerekiyor olabilir, eğer gerekiyorsa da bizler adalet dağıtıcılığına soyunmadan, gereksiz linç girişimin de bulunmadan durumun çözümünü ilgilisine ya da yargıçlara bırakmalıyız.

Tabii ki bu benim karakterimden kaynaklanan kişisel inancım. Elbette herkes sonuçlarına katlanmak şartıyla bildiği gibi davranmakta serbesttir. Demokrasi var ya!!!

Bu yazı toplam (761) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?