Yükleniyor...
Prof.Dr.  Alaeddin Bobat

Prof.Dr. Alaeddin Bobat

bizimdarica@gmail.com

Şeytan ayrıntıda(mı) gizlidir

18 Şubat 2011 Cuma Saat 14:28

Yalnız kalmaktan daha kötü
şeyler de vardır hayatta,
ama genellikle
bir ömür alır bunun
farkına varmak.
O zaman da
çok geçtir
ve çok geçten
daha kötü
bir şey yoktur
hayatta.

              Charles Bukowski

Su ve suya ilişkin yazacak daha çok sorun ve bir o kadar da çözüm/seçenek var. Ancak, hem kafamızı dinlemek hem de biraz daha sağlıklı düşünebilmek amacıyla “Yavaş ve sessiz olur akarsuların ölümü” yazı dizisine biraz ara vermek; bu yazımızda farklı ama ilginç bir süreci ve sorunu irdelemek istedim.

Üretim ve çıktı

Her ne kadar mühendislik bilimlerinde üretim “fiziksel bir varlık üzerinde, onun değerini artıracak bir değişiklik yapmak ya da hammadde veya yarı mamulleri kullanılabilir bir ürüne dönüştürmek”   anlamına gelse de, ekonomik anlamda üretim “fayda yaratma” etkinliği olarak tanımlanmaktadır.

İnsan istek ve gereksinmelerini doğrudan ya da dolaylı olarak karşılayan her şeye mal ya da hizmet; mal ya da hizmetlerin insan istek ve gereksinimlerini karşılama özelliğine ise “fayda” adı verilmektedir.

Bu bağlamda mühendisler için üretim yalnızca somut çıktılar(mal) elde etme olarak görülürken, ekonomistler için yalnızca mal değil, aynı zamanda hizmet de bir üretim biçimi olarak kabul edilmektedir.

Mal ve hizmet üretimi arasındaki farklar

Mal ve hizmet üretimini -kesin olmasa da- birbirinden ayıran bazı özellikler bulunmaktadır. Örneğin mal somut, hizmet üretimi soyut bir kavramdır. Mal bir yerden bir yere taşınabilirken, hizmet üretildiği anda ve yerde tüketilmelidir. Yani hizmet depolanamaz ve bir yerden başka bir yere taşınamaz. Mal üretiminde, teknolojik gelişmelere koşut olarak, işgücü daha az yoğunken, hizmet üretiminde çok daha yoğundur. Mal üretiminde makine kullanımı fazla iken, hizmet üretiminde daha azdır. Mal üretiminde, üretim etkinliğinde bulunanların müşterilerle doğrudan ilişkisi yok denecek kadar azken, hizmet üretiminde müşteri ile doğrudan ilişki söz konusudur. Mal üretiminde depolama mümkün olduğu için sonradan tüketme ve en uygun kapasitenin saptanması olukça kolaydır. Hizmet üretiminde ise stok yapılamadığı için en uygun kapasitenin belirlenmesi oldukça güçtür. Bu nedenle lokanta, hastane, postane gibi sistemlerde kapasite kullanım oranı daha düşüktür.

Hizmet üretiminde kalite, tüketicinin o andaki memnuniyeti ve takdirine bağlı olduğu için, kalite özelliklerini ölçmek de zordur. Hizmet sektöründe saygınlık, imge, algılama ve ün gibi etkenler önem taşımakta ve işletmelerin tüketicilere yakın olma zorunluluğu ilk yatırım giderlerini de artırmaktadır.

Bu farkları daha da artırabiliriz. Ancak burada konumuz olan, elektrik üretiminin hangi ölçütlere uyduğudur. Yani, elektrik mal üretimine mi girmektedir, hizmet üretimine mi?

Elektrik soyuttur. Gözle göremez, elle tutamayız. Şu anki olanaklarla, sonradan kullanmak üzere depolayamayız. Üretildiği anda tüketmeliyiz. Bu özellikler göz önüne alındığında elektrik, hizmet üretimine girmektedir.

Elektrik üretimi kamu hizmeti midir?

Bir başka tartışma konusu, elektrik üretiminin kamu hizmeti olup olmadığıdır. Bilindiği gibi kamu hizmetlerinin kendine özgü özellikleri bulunmaktadır. Eğer elektrik üretimi kamu hizmeti ise, tüketicileri ilgilendiren en önemli özelliği üretim, iletim ve dağıtımının kamu tarafından yapılmasıdır. Ancak, pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de, elektrik üretimi ve dağıtımı yalnızca kamu tarafından gerçekleştirilmemekte, özel sektöre ait pek çok elektrik üretim ve dağıtım işletmesi bulunmaktadır.

Zaman içinde “kamu hizmeti tanımı” değişmiş/değiştirilmiş,  serbest piyasa ekonomisi çerçevesinde kamu hizmeti kapsamına giren basın-yayım, iletişim, eğitim, elektrik, su, gaz, sağlık hizmetleri, toplu taşıma, telekom, güvenlik gibi önceden kamu hizmeti tanımında olan hizmetler, sosyal devletin dışında özel sektör girişimcilerinin kar gözeterek sundukları hizmetler sınıfına sokulmuştur.

İster kamu ister özel sektör tarafından sağlansın, verilen hizmetin kalitesi, sürekliliği, yeterliliği, ekonomikliği ve çevreyle uyum içinde olması önem taşımaktadır. Son yıllarda gerek elektrik üretim gerekse elektrik dağıtım alanlarında yaşanan hızlı özelleştirme süreci sonunda elektrik üretim ve dağıtım hizmetleri yukarıda sayılan ölçütler bakımından on yıl öncesinden daha mı iyi, yoksa daha mı kötü? Bunu iyi düşünmek ve karşılaştırmalı analiz yapmak gerekir.

Örneğin elektriğiniz daha sık mı kesiliyor? Ya da voltajınız çok mu dalgalanıyor ve bundan  elektrikli  aletleriniz zarar mı görüyor? Faturalarınız düzenli olarak mı elinize ulaşıyor? Faturalara yansıyan bedeller ve son ödeme tarihleri sizi şaşırtıyor mu? Peki, hesap sorabiliyor musunuz? Soruları çoğaltmak mümkün.

Faturalara dikkat!

Özelleştirmeden önce gerek elektrik gerekse doğal gaz faturaları genellikle her ayın onbeşinden sonra ödenebilmekteydi. Son ödeme tarihi her ayın 16 ya da 17’sine denk geliyordu. Ancak, özelleştirme işlemlerinden sonra ödediğiniz faturaların son ödeme tarihlerine dikkat ettiniz mi? Örneğin her ayın ortasından sonra ödenebilen fatura bedelleri, elektrik dağıtımı özelleştirildikten sonra önce ayın 15’ine, sonra 14’üne ve son dönemde de ayın 10’una kadar çekildi. Neden acaba?

Çünkü fatura bedelleri ne kadar erken ya da önce tahsil edilirse, işletmelerin bilançosu o kadar olumlu etkilenmekte, yani o kadar fazla kar elde edilmektedir. Milyonlarca aboneden beş-altı gün önce tahsil edilen milyonlarca liralık bedellerin yalnızca beş-altı günlük işletim ve faiz getirisi o kadar fazla olmaktadır. Burada dağıtım şirketleri bir kurnazlık(!) yaparak, bu yolla da karlarını artırmakta, ancak elde edilen milyonlarca liralık karlar kalite olarak tüketiciye yansımamaktadır.

İsterseniz faturalarınıza şöyle bir göz gezdirin ya da araştırın…

Bu yazı toplam (1525) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?