Yükleniyor...
Ezgi Theriault

Ezgi Theriault

ezgitheriault@gmail.com

Bedenim zayıf, Ruhum şişman...

21 Şubat 2011 Pazartesi Saat 20:17

Yirmi altı yılımı aldı, “su içsem yarıyor” bahanesinin arkasına saklanmayı bırakışım. Hayatımın ilk on beş yılında hep şişmandım. İlkokul yıllarında boy sırasında en arkada olup, diğer çocukların “şişko patates, yarım kilo domates” diye benimle alay etmeleriyle fark ettim durumumu. Sonra da, kendimi ayna da görmek; bana ait olmaması gereken bir bedene hapsolmuşluk hissini sürekli tekrar etmekti. Her akşam; uyumadan önce, yeni kararlar almak ve ertesi gün, uygulayamadığım kararlarımın yenilmişliğini yaşamaktı.

On beş yaşından sonra ise; balıketi ve şişmanlık arasında sürekli gelgitler yaşadığım ve  “bir mutluluk-iki mutsuzluk” şeklinde bir dönemdi. Zayıfladığım zamanlarda, ne kadar mutlu ve verimliysem hayata karşı; kilo aldığım da ise; o kadar depresif ve kızgındım. Zayıf olan tüm hemcinslerimeydi öfkem. İstedikleri her şeyi yiyerek, her zaman incecik bir bedenle, sadece bir kot pantolon ve tişörtle muhteşem göründükleri için. Ben ne giyersem giyeyim, kendime yakıştıramadığım için… Doğuştan şanslı genlerle donatılmış bünyeleri olduğu için… Ve çevremde ki bu zayıf insanlar tarafından  “kilo sana yakışıyor” veya “…ama yüzün çok güzel” gibi cümleleri sürekli duymak zorunda kaldığım için.

Ben aslında en çok kendime kızıyordum ve kendime acıyordum. Böyle zamanlarda insan içine çıkmak istemiyor, kapandığım ev hapislerinde; bu mutsuzluk hali, beni daha çok yemeğe itiyordu. Bazense bütün gün kendimi aç bırakıp, arada atıştırdığım süper kalorili yiyecekleri yemekten saymayıp, kendimi kandırıyordum.

Hiç bitmeyeceğini sandığım bu kısır döngü, yaşadığım üzüntü veren bir olayla birlikte başlayıp, iki ay süren iştahsızlıkla sona erdi. Kırk bedenden, iki ay gibi kısa bir süre de, otuz dört bedene indim. Tamamen yaşadığım o olayla ilgiliydi, şans eseriydi.(Kimseye, bu kadar hızlı kilo vermeyi, tavsiye etmiyorum) Ben hep; üzülünce kendimi yemeğe verenlerdenim sanırken, anladım ki daha önce hiç üzülmemişim!

Aynada gördüğüm yeni “ben” i o kadar çok sevdim ki; bu sayede yaşadığım üzüntünün bile üstesinden kolayca geldim. Ve karar verdim; hep aynı kilo da kalmak için, elimden geleni yapmaya. Katıldığımız yemek davetlerinde, zamanında benim de diğer insanlara özendiğim gibi, biraz kilolu bayanlar, “ne güzel, hem yiyorsun hem de inceciksin” diyorlar. Sanıyorlar ki, onlarda olmayan muhteşem genlerden var bende. Bilmiyorlar ki, ben her sabah kalkar kalkmaz önce kendimi tartıyorum. Beni gördükleri o yemekli davetlerde; canımın istediği kadar, mideme indirdiğim yağlı yemek ve tatlılardan sonra, iki gün boyunca yemeklerime dikkat ediyor, daha çok su içiyor ve spor yapıyorum. Anladım ki zayıf kalmak veya bulunduğun kiloyu korumak, genlerden çok azim ve süreklilikle ilgili.

Kilo problemi alkol bağımlılığına benziyor aslında. Nasıl ki; alkolikler hayatları boyunca alkoliktir, bıraktıktan sonra “artık kurtuldum, içki içebilirim” diyemezler, kilolu olmak ta öyledir.  Tekrar eskiye dönme ihtimali, hep ensenizde, zayıf bir anınızı kollar; bir avcının, avını sinsice beklemesi gibi. Ne kadar zayıflarsanız zayıflayın, ruhunuz hep şişmandır. Ya hala kendinizi şişman hissedersiniz ya da tekrar şişmanlamaktan ölesiye korkarsınız. Bunun için, içinizde ki şişman insana bedeninizi sevdirmeyi öğretmeniz gerekir. “Kendini beğenen kadınlar” grubuna girmek, sizi “yeme bozukluğu olan kadınlar” grubundan koruyacaktır.

Şu anda; tezgâhın üzerinde duran, içi akışkan çikolatayla dolu çikolataları yemek yerine, bir adet yağsız meyveli yoğurt yerken yazıyorum yazımı.

 İsteklerimi değiştirdiğimden beri; hem her istediğimi yiyor, hem de kilomu koruyorum.

Darısı, tüm isteyenlerin başına… Sağlık ve afiyet ile…

Bu yazı toplam (788) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?