Yükleniyor...
Kemal Uyar

Kemal Uyar

kemaluyar1907@hotmail.com

Kaos Teorisi

28 Şubat 2011 Pazartesi Saat 18:58

Kerem: Gün boyu süren görüşmemizin ardından gelen bu sessizliğinden, senin adına bugünün ızdırap gibi geçtiği sonucunu çıkarıyorum. (İzmir Alsancak, Saat 21.44)

Aslı: Bunlara kafanı takma. İzmir güzel şehirdir, tadını çıkarmaya bak. Yarın detaylı konuşuruz. (İzmir Bornova, 22.04)

Aslı: Yarın sabah saat kaçta buluşuyoruz ve nerede? (İzmir Bornova, 01.38)

Kerem:  Bunlara kafanı takma. İzmir güzel şehirdir, tadını çıkarmaya bak. Kaçta buluşacağımızı yarın detaylı konuşuruz. (İzmir Alsancak, 01.41)

(Henüz çekilmemiş bir filmden, 2011).

Her şey yoktan başlamıştı. “Yok mu kardeşim şöyle zeki bir kız, bana kaos teorisini anlatsın. En azından ben anlatırken O heyecanla dinlesin” dediğinde çıktı ortaya. Kızı daha önce hiç görmediği gibi, yaşadığını söyledikleri şehre ayak bile basmamıştı bugüne kadar. Ne denirdi ki,  nasıl girilirdi söze? “Merhaba ben Kerem” korkunç bir başlangıç olurdu. Daha yaratıcı olmalıydı.

Bilgisayarını açtı ve yazmaya başladı: “Bir söylentiye göre ilk defa ortaçağ şövalyeleri tarafından kullanılmış. Yüzleri dahil kapalı bir zırh içinde hareket ettiklerinden, karşıdan gelen bir başkasının dost ya da düşman olduğuna karar verebilmek için söylerlermiş birbirlerine. Anlam olarakta, "Merhaba" aslında farsça kökenli olup "benden size zarar gelmez" demekmiş.

Değişen bir şey yok… Yüzümüzde zırh yok ama içimizde olduğundan, bugün bile, birinin dost mu düşman mı olduğunu anlamak oldukça karmaşık. Tüm hayatınızı birlikte geçirmiş olsanız da bir insan hakkında bir kanaate varmak neredeyse imkansız… Ancak, bu karmaşık durum, kimseye bir selam bile vermeden yaşamaya sebep teşkil etmemeli. Kimse kimseyi tanıyor olarak doğmadığına göre, bir yerlerden başlamak lazım. Bunun için de, kanaatimce, iyi bir başlangıç için söylenebilecek en güzel kelime: MERHABA!”

Sonraki iki gün cevap bekledi. Tam ümidini kesmişken bir mail geldi: Merhaba!

Aradan belli bir zaman geçmişti ama hiçbiri görüşmeye cesaret edemedi. Sanki kimse o konuya girmek istemiyordu. Kerem dayanamayıp açtı konuyu.

Kerem: Sizin oralar için güzel diyorlar, bir gün olur da gelmeye kalkarsam bir hafta kalayım diyorum gelmişken. (Bir mesaj)

Aslı: Buraya bir gün yeter! (Bir mesaj)

Kerem: Gelirsen de ertesi günü dön mü diyorsun yani? (Bir mesaj)

Aslı: Daha gel demedim ki, dön diyeyim!!! (Bir mesaj)

Sonunda İzmir’de karar kıldılar görüşmeye. Otogarda buluştular; sırf film gibi olsun diye.

Alsancak civarında gezdiler tüm gün. Bazen bir kafede oturdular, bazen yürüdüler, bazen de iki yabancı gibi hiç konuşmadılar sohbetin tıkandığı yerde. Ertesi günü görüşmek üzere ayrıldılar tren garının hemen önünde. Arkasına bile bakmadan Aslı çekip gittiğinde düştü Kerem’in içine ilk acı. Gece otelde attığı mesaja aldığı cevap ikinci acısıydı. Fakat biliyordu ki, kurşun aynı delikten bir kez daha geçmezdi.

Kaybeden olduğunu bildiği halde ertesi günü Aslı ile kahvaltı yapmasının nedeni, O’nun bahanesi olmak istemiyordu. “Neden?” dediklerinde, “Ertesi günü görüşmeye gelmedi” demesini engellemekti tek amacı. TK7002 sefer sayılı uçakla gittiği şehirden TK7005 sefer sayısı ile dönerken okumak için açtığı gazetedeki günün sözü dikkatini çekmişti:

“Üzülme evlat! Kaybettim sandıkların kurtulduklarındır belki de!” (Bukowski).

Bu yazı toplam (2083) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?