Yükleniyor...
Prof.Dr.  Alaeddin Bobat

Prof.Dr. Alaeddin Bobat

bizimdarica@gmail.com

Yavaş ve sessiz olur akarsuların ölümü-I : Su ve Piyasa

21 Mart 2011 Pazartesi Saat 19:41

En ilkelinden en yüksek(modern) canlısına kadar tüm fizyolojik gereksinmelerde çeşitli biçimlerde kullanılan, moleküler olarak iki hidrojen bir oksijen atomundan oluşan (H2O), kendisi cansız ancak içinde yüzlerce canlı barındıran bir varlıktır su. Akıllı ve kontrollü kullanıldığında/yararlanıldığında “yaşam kaynağı ve bereket”, kontrolsüz kullanıldığında ya da doğallığı bilinçsizce bozulduğunda “felaket” olabilen bir varlık. Suyun çeşitli biçimlerde(sıvı, buhar, gaz) kullanılmadığı alan yok gibi. Ancak, insanın yaşam kaynağı olması dışında küresel taze(tatlı) suyun yaklaşık % 8’i evlerde, % 23’ü endüstri ve enerjide % 69’a yakını da tarım sektöründe kullanılmaktadır. Büyük kütle olarak ise en çok Baraj ve Hidroelektrik Santral(HES) gibi yapılarda gizilgücünden (potansiyelinden) yararlanılmaktadır.

Bugünkü yazımızda suyun ticarileştirilmesini ele alacağım. Sonraki yazılarda ise HES konusuna gireceğim.

Su ve temel insan hakları

Canlıların kimyası suya dayanmakta ve insan vücudunun ortalama yüzde 80’e yakını sudan oluşmaktadır. Açlığa haftalarca dayanabilen insan, birkaç gün içinde yeterli miktarda su alamazsa önce aklını kaçırmaya, hayaller görmeye başlamakta; bundan kısa bir süre sonra da ölüme kadar gidebilmektedir. Gıdaların üretilmesi, endüstrinin işlemesi, salgın hastalıkların kökünün kazınması için de su yaşamsal bir öneme sahip bulunmaktadır. Bu bağlamda suyun korunma, güvenlik gibi en temel özgürlüklerden bile daha önce geldiği varsayılabilir. Bireysel ve toplumsal bazı özgürlükler temel insan haklarının bir parçası olduğuna göre “temiz suya sahip olmanın” da temel bir insanlık hakkı olduğu söylenebilir. Ancak 1990’larda Dünya Bankası, IMF ve Birleşmiş Milletler Örgütü ile Dünya Su Forumu ve Dünya Su Konseyi’nin Rio ve Dublin’de yapılan ve günlerce süren toplantılarında alınan kararlara göre “su temel bir insan hakkı değil, bir gereksinmedir”.

Ayrım şu bakımdan önemli: Temel insan haklarının aksine, insan istek ve gereksinmeleri metalaştırılarak ticarete konu olabilmektedir.

Ve yıl 2010. Yer : Birleşmiş Milletler Genel Kurulu. Bolivya’nın girişimiyle 28 Temmuz 2010 tarihinde yapılan oylamada “su, insan haklarının temel bir parçası” kabul edildi. Oylamaya katılan ülkelerden 124’ü kabul oyu verirken, aralarında ABD, İngiltere, Kanada ve Türkiye’nin de bulunduğu 42 ülke çekimser oy kullandı. Hiçbir bağlayıcılığı olmayan bu önergenin BM’de kabulü yine de “temiz ve hijyenik suyu” herkes için temel bir hak görmesi bakımından çok önemli. Ancak satır aralarında var olan gizli amaç dikkat çekici : “Su kurumlarının uygun, mali özerkliğe sahip yönetimlere, emsal gruplardan eğitim ve staj desteğine ihtiyaçları bulunmaktadır. Su kurumlarının, temiz su temini için yaptıkları harcamaları finanse etmelerine yetecek bir fiyat tarifesi uygulamalarına izin verilmesi gerek, böylece su hizmetlerini iyileştirmeleri de mümkün olabilecektir”.

Bu satır arasında verilen iletiyi şöyle yorumlamak mümkün : “Evet suya erişim temel bir insan hakkıdır. İşte tam da bu nedenle suyu özelleştirmek gerekir. Çünkü devletler suya erişimi güvence altına alacak mali kaynaklardan yoksundur. Bunu ancak özel şirketler yapabilir. Su özelleştiğinde, suya erişebilecek insan sayısı da artacaktır, yeter ki bedelini ödeyebilsinler.”

Kyoto Protokolünü imzaya açarak temiz havayı metalaştıran ve bugün bütün dünya akarsularını birer HES mezarlığına çeviren de yine aynı Birleşmiş Milletler Örgütüdür.

Su kaynakları alarm veriyor

Günümüzde küresel su kaynaklarının yalnızca %1’i içme suyu olarak kullanılabilmekte,  gerisi ya deniz suyunun arıtılmasıyla ya da kutuplardaki buzullardan sağlanmaktadır. Yapılan araştırmalara göre 1950’den günümüze su kaynakları giderek azalmakta ve bu azalış %60’a yakın oranına kadar çıkmaktadır. Halen 500 milyon civarında insan ciddi anlamda su sıkıntısı çekmekte, gelişmekte olan ülkelerdeki ölümlerin % 80’i suyla ilişkili hastalıklardan kaynaklanmaktadır. Her 20 yılda bir su tüketimi ikiye katlanmakta ve suya olan istemin(talep) bu oranda artması ile 2025 yılında dünya nüfusunun hemen hemen yarısının(%48.5’i) su sıkıntısıyla(kişi başına 1500 metreküp) karşı karşıya kalması beklenmektedir.

Yine araştırmalara göre, 2020 yılına kadar yaklaşık 3 milyar insan temel gereksinmelerini karşılamak için yeterince su elde etmenin “çok zor” ya da “olanaksız” olduğu ülkelerde yaşamak zorunda kalacaktır.
Bu öngörüler göz önüne alındığında, susuz kalmamak ya da yaşamak için acilen yeterli ve temiz su elde etme, taşıma, arıtma yatırımları ile su tasarrufu sağlamak için eğitime gereksinim duyulmaktadır.

Petrol = Su

Varlığı olmazsa olmazlar arasında yer alan su, küreselleşme döneminde önce IMF aracılığıyla çok uluslu şirketler(ÇUŞ) öncülüğünde özelleştirme politikalarına alet edilmiş, ÇUŞ’lar da “bu işe girerim, ama uygun yasa ve yeterli kar garantisi” sözü istemiştir. Bu arada Dünya Ticaret Örgütü ulusal hükümetlerin elini kolunu bağlayan “Uluslararası Tahkim” gibi yasaları dayatarak ÇUŞ’lara zemin yaratmıştır. Su sorunu arttıkça, tüm dünyada ve bu arada ülkemizde de hükümetler suyun metalaştırılmasını, özel şirketler aracılığıyla arıtılıp dağıtılmasını hızlandırarak ÇUŞ’ların değirmenine su taşımışlardır. Böylece “su işinin” metalaştırılması ile yılda yaklaşık 500 milyar dolarlık bir iş alanı yaratılmıştır.

Su işini özelleştirmenin genel sonucu ise su fiyatlarının artması, suya erişimin zorlaşması, altyapı yatırımlarının ihmal edilmesi, sektörde işten çıkarmaların yükselmesi, su kalitesiyle ilgili bilgiye ulaşmanın kısıtlanması.

“20. yüzyılda petrol neyse, 21. yüzyıl için su öyle olacaktır” sözü aslında var olan bir gerçeği vurgulamaktadır.

Bu yazı toplam (739) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?