Yükleniyor...
Prof.Dr.  Alaeddin Bobat

Prof.Dr. Alaeddin Bobat

bizimdarica@gmail.com

Yavaş ve sessiz olur akarsuların ölümü-V

18 Nisan 2011 Pazartesi Saat 20:40

Baraj ve HES’lerin Ekosisteme Etkileri

Amicus Plato,
Sed Magis Amica Veritas
(Platonu severim, ama gerçekleri daha fazla)

Socrates

Baraj ve HES yapımı ile akarsuyun akış düzeninden neredeyse durgunsu düzenine geçildiğini ve bunun da ekosistemdeki canlı/cansız varlık ilişkilerini bozduğunu belirtmiştim. Buna en iyi örnek olarak Fırat Havzası verilebilir. Fırat Nehri üzerine kurulan beş Baraj ve HES (Keban, Karakaya, Atatürk, Birecik, Karkamış Baraj ve HES’leri), Fırat Nehrinin akış düzenini temelden sarsmış ve durgun su düzenine dönüştürmüştür. Baraj ve HES yapımında hiç hesaba katılmayan bu değişiklik, ekosistemde normal miktarda bulunan Zebra Midye (Dresissena polymorpha) türünün aşırı üremesine katkıda bulunarak özellikle HES’lerde biyolojik tutunma (fouling) sorununa yol açmış; bu da baraj kapaklarının tam açılıp kapanmasını engellediği gibi, borular ve filtrelerde tıkanmalara da neden olmuştur.

Bu beklenmeyen sorunlar, zaman zaman elektrik üretimi bile durma noktasına kadar getirebilmektedir. Bu örnekte görüldüğü gibi, yalnızca Baraj ve HES’ler akarsu ekosistemini olumsuz etkilememekte, bu olumsuz etki sonucu ortaya çıkan sorunlar da Baraj ve HES’leri etkileyebilmektedir. Yalnızca Fırat Havzası’nda değil, benzer sorunlar ülkemizin dört bir yanındaki HES’lerde de az/çok görülmektedir. Bu nedenle doğal sistemleri ve ekosistemi iyi anlamak, tanımak ve ona göre çözüm geliştirmek gereklidir.

İnşaat aşamasındaki etkiler

Baraj ve HES inşaatlarından çıkan binlerce ton hafriyattan, bu hafriyatın taşınması sırasında oluşan ses ve toz kirliliğine; yine inşaat çalışmaları sırasında akarsu yatağının değiştirilmesinden, taban geçirgenliğinin azaltılması amacıyla akarsu yatağına döşenen değişik dolgu maddelerine kadar yapılan tüm iş ve işlemler sucul ve karacıl ekosistemi olumsuz etkilemektedir. Özellikle akarsu yatağına döşenen dolgu maddeleri, suyun yeraltına sızmasını azaltmakta, bu da yeraltı su kaynaklarının doğal yapısı ve dengesini bozmaktadır. Ayrıca, çıkan hafriyatın akarsu kenarına ve yatağına gelişigüzel dökülmesi, aşırı yağış sonucu beraberinde sel felaketini getirebilmektedir.

Sucul ekosisteme etkileri

Her akarsuyun kendi iç ve dış çevresiyle etkileşim içinde olan bir ekosistemi bulunmaktadır. Dağlardan taşıdığı besinlerle yatağındaki canlıları, deltasını, son olarak denizle buluştuğu noktada deniz canlılarını besler, onlara can verir. Baraj ve HES’ler nedeniyle akarsu yatağındaki suyun azalması, ilk başta gözle görülebilen canlıları - balıkları, kurbağaları, tatlısu kaplumbağalarını, su kuşlarını ve diğerlerini- olumsuz etkiler. Yeterli su içermeyen bir ekosistemde, gözle görülebilen tüm su canlılarının yaşamlarını sürdürmeleri tehlikeye girmektedir.

Doğal olarak kurak dönemlerde sıkça rastlanabilen su azalmaları ya da kurumalar sucul ekosistemi ve bu ekosistemde yeralan tüm canlılar ile bunlar arasındaki ilişkileri olumsuz etkilemektedir. O yörenin ikliminden yetişecek tarımsal ürünlere, yabanıl bitkilerden hayvanlara, su içindeki canlılardan su kuşlarına kadar her şey suya bağımlıdır. Bu nedenle “su yaşamın kendisidir”.

Suyun azalması su sıcaklığının artmasına, sıcaklık artışı ise sudaki çözünmüş oksijen miktarının düşmesine neden olmaktadır. Bu durumdan balık ve plankton olumsuz etkilenmekte, planktonun nicel ve nitel yapısı değişebilmekte, sonuçta akarsu ve denizlerdeki beslenme zinciri etkilenebilmektedir. Çünkü, akarsudaki bu değişimler balık ve suya bağımlı diğer canlıların yaşama ve beslenmelerini kısıtlayan önemli etkenlerdir.

Genel olarak yarı kurak(subtropikal) bir iklime sahip olan ülkemizde akarsular, derin vadilerde düzensiz bir şekilde akmaktadır. Yapılan/yapılacak Baraj ve HES’ler akarsuların yatağının kilometrelerce değişmesine yol açabilmekte ve barajlarda su tutma nedeniyle su miktarı önemli ölçüde düşebilmekte ya da akarsu hepten kuruyabilmektedir. Kuruyan bir akarsuda ise herhangi bir yaşamdan söz etmek artık olanaksızdır.

Özellikle Doğu Karadeniz bölgesindeki vadilerde özgürce akan sular,  önemli bazı endemik balık türlerini barındırmaktadır.  Bu türler kahverengi veya yerli alabalık diye adlandırılan Salmo turutta (kırmızı benekli alabalık) ve bu türün denize inen bir çeşidi olan deniz alası Salmo turutta labrax’dır. Her iki tür de koruma altındadır ve amatör olarak yöre halkı tarafından çeşitli yollarla avlanılarak tüketilmektedir. Herhangi bir nedenle su miktarının azalması, bu önemli türlerin üremesinden beslenmesine,  göç etmesinden sucul ortamdaki doğal dengeye katkı sağlamasına kadar tüm doğal yaşam zincirini olumsuz etkileyecektir. 

Ayrıca, akarsuların denizle buluştuğu yerler, akarsu içindeki besleyici elementler ve planktonca zenginleşmekte, bu da oradaki deniz canlıları için ayrı bir yaşam kaynağı olmaktadır. Bu nedenle, akarsuyun oluşturduğu deltalar en verimli yerler arasında yer almaktadır. Bu nedenle, akarsuyun döküldüğü yerlerde deniz ürünleri bol olmaktadır.

Bu nedenlerle, bütünsel havza planlaması (ekolojik planlama) yapılmadan kurulan ya da kurulması planlanan Baraj ve HES’ler koruma altındaki alabalık türlerinin ve deniz canlılarının bir kısmının yok olması anlamına gelmektedir.

Sürecek…

Bu yazı toplam (747) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?