Yükleniyor...
Prof.Dr.  Alaeddin Bobat

Prof.Dr. Alaeddin Bobat

bizimdarica@gmail.com

Sizler de nükleercileştiremediklerimizden misiniz?

30 Mayıs 2011 Pazartesi Saat 19:18

Karşı olan da var. Taraf olan da. Bilgili olan da var, bilgisiz olan da. Bilerek konuşan da var, bilmeyerek konuşan da. Anlayacağınız kafalar ve de zihinler karışık. Sözünü ettiğim konu nükleer santraller. Her iki taraf da bizim insanımız. Her iki tarafın da haklı söylemleri olabilir. Ancak, “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” sözüne uygun olarak öncelikle bu konudaki bilgi kirliliğine dikkat etmek gerekir.

Konunun neredeyse her on yılda bir temcit pilavı gibi tekrar tekrar gündeme gelmesi de herhalde bir geri kalmışlık göstergesi olsa gerek.

Bu konuda Mersin Deniz Ticareti Dergisi’nin 2000 yılı 94. ve 95. sayılarında akademisyenlerin genelde nükleer enerjiye özelde ise Akkuyu’da kurulması planlanan Nükleer Santrale ilişkin düşüncelerini derleyip nükleer enerji hakkında bilgiler vermiştim [1,2]. Aynı derginin 2009 yılı 203. sayısında ise nükleer santrallerin termal(ısıl) kirlenmeye neden olabilecekleri üzerinde durmuş ve dikkatleri bir kez de su ortamının kirlenmesi ve denizel canlıların bu kirlenmeden olumsuz etkilenmesi üzerine çekmiştim[3].

On yıl önce bıraktığımız noktaya geri döndük. Atılan son imzalarla hükümetin nükleer santral kurma kararlılığı ve bu kararlılığın yansıması olarak Mersin(Akkuyu) ve Sinop (İnceburun) illerinde iki nükleer santral yapımına ilişkin görüşmeler tamamlanmış ve protokoller imzalanmış görünüyor. Akkuyu’da Rusya’dan, Sinop’ta ise Güney Kore’den şirketlerin üstleneceği nükleer santraller ile ülkemiz bir kez daha nükleeri tartışmaya başlıyor.

Biz bilim adamlarına düşen görev, konuyu eğrisi ve doğrusu ile el alıp dilimizin döndüğünce konuya açıklık getirmek. Bu nedenle, olmayana ergi (reductio ad absurdum) yöntemini kullanarak önce nükleer enerji yanlılarının iddialarını kanıtlamaya çalışalım. Eğer kanıtlayamazsak, o zaman da tersine bir durumu irdeleyelim.

Birinci iddia : Nükleer güvenlidir.  Bunu söyleyebilmek için, nükleer enerjinin geçmişine bakmak yeterlidir. Amerika, Japonya ve Rusya(Çenobil)’daki onlarca reaktör kazalarından sonra bu savın geçerli olması mümkün görünmemektedir. Kimse, dünya üzerinde hiçbir kaynaktan elektrik üretebilmek için 27 AB ülkesinin ortak bir uyarı sistemi oluşturması gerektiği bir enerji kaynağına güvenilir diyemez. Çünkü, geçmişte irili-ufaklı yaşanan yüzlerce nükleer santral kazası bu hakkı kimseye veremez.

İkinci iddia : Nükleer enerji zararsızdır. Günümüzde herhangi bir reaktörde büyük miktarda radyasyonun doğaya salınabileceği bir kazanın gerçekleşme olasılığı bulunmaktadır. Normal işletim durumunda bile radyoaktif maddeler havaya ve suya salınmakta, sonuçta çevrede radyoaktif kirlenme meydana gelebilmektedir. Dolayısıyla nükleer enerjinin çevre dostu ya da zararsız olduğu da söylenemez.

Üçüncü iddia : Tüm  dünya  nükleer  enerji kullanıyor. Bugün  dünya  üzerinde 443 nükleer reaktör bulunmaktadır. Yapımına 13 ülkede devam edilen 56 reaktörün ise 12 tanesinin inşaatı 20 yıldan daha uzun süredir devam etmektedir. Son 20 yılda Batı'da inşaatına başlanan reaktör sayısı sadece ikidir. Bu savın da kanıtlanması mümkün değildir. Çünkü nükleer enerjiyi kullanan ülke sayısı otuzu geçmemektedir. Bunun çeşitli teknik, ekonomik ve sosyal nedenleri olabilir. Ancak, dünya yüzeyindeki tüm ülkeler nükleer enerjiyi kullanmamaktadır. 1970’li yıllarda Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu(IAEA)’nun hazırladığı bir raporda 2000 yılı için dünyada 4500 adet nükleer santral olacağı öngörülüyordu. Oysa 2010 yılındaki rakam bunun yaklaşık % 10 kadarı bile değil.

Dördüncü iddia : Nükleer santraller yapılmazsa karanlıkta kalırız. Yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları, sürdürülebilir kalkınmamızı aynı düzeyde devam ettirebilmek için nükleer enerjiye ve kirli fosil yakıtlara ihtiyaç duymadığımızı göstermektedir. Elektrik enerjisi üretmenin tek yolu nükleer enerji değildir. Kaldı ki, 2030 yılına kadar fosil yakıtların enerji talebinin yaklaşık % 80’ini sağlamaya devam edeceği; 2007 yılı verilerine göre nükleer enerjinin birincil enerji tüketimindeki  % 6, dünya elektrik üretimindeki  % 16 olan payının gelecek 30 yıl içinde % 9’lara kadar düşeceği öngörülmektedir.  Bu da herkesin bildiği bir gerçektir. Dolayısıyla bu iddianın da doğru ve geçerli olduğu söylenemez.

Beşinci iddia : Yenilenebilir enerji pahalı, nükleer enerji ucuzdur. İnşaat, söküm, atık ve çevresel maliyetler hesaplandığında nükleer santrallerin oldukça pahalı bir enerji olduğu kolayca hesaplanabilmektedir. Akkuyu’da yapılması planlanan ve devletin alım garantisi verdiği elektrik için kilovat başına 12-15 sent aralığında bir fiyat verilmektedir. Oysa, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği politikalarının ön planda olduğu durumlarda, maliyetlerde kısa vadede küçük bir artışın ardından 2, hatta 4 sent daha ucuz bir ortalama maliyetle elektrik üretilebilmektedir.

Altıncı iddia : Nükleer enerji iklim değişikliği ile mücadele için gereklidir. Nükleer enerji sera gazlarını diğer fosil enerji kaynaklarına göre daha az salıvermesine karşılık iklim değişikliğini engellemede kesin bir çözüm olarak görünmemektedir. Çünkü bu yolla ve fazladan hiç sera gazı salımı olmadan, ancak gelecek 30 yıl içinde ortalama % 5’lik bir azalma söz konusu olabilecektir.

Şu andaki iklim değişikliği ve önümüzdeki yüzyıldaki enerji kaynaklarının durumu hakkında çalışma yapan Stanford Üniversitesi’nden bir grup, geçen yıl yayınladığı bir araştırmada, dünyadaki mevcut enerji kaynaklarının etkilerini ve verimliliklerini 17 kategoride inceleyerek, gelecek yüzyılda en iyi, en az riskli ve en az sera gazları üreten üç enerji kaynağını şöyle sıralamıştır: Birinci sırada rüzgar, ondan sonra jeotermal, ondan sonra güneş enerjisi. En son sırada ise nükleer enerji yer almaktadır. Dünyada şu anda elektrik enerjisi üreten kömür, petrol ve diğer enerji kaynaklarına dayanan santraller dünyadaki sera gazı salımlarının ancak % 10’undan sorumludur. Geri kalan % 90’ı ulaşım, yerleşim ve endüstri kaynaklıdır.

Tüm bu iddiaların doğruluğu, olmayana ergi yöntemi ile kanıtlanamadığı için tersini düşünmek gerekir. Zaten, herhangi bir etmenin genel anlamda “geri dönüşümsüz” bir zararı söz konusu ise, elde zarara ilişkin yeterli veri olmasa bile, zararın kesin olduğu yaklaşımı geçerlidir. Bu yaklaşımla, nükleer santrallerin güvenli, zararsız, çok gerekli olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.

Enerjide dışa bağımlılık oranının % 75’lere çıktığı, yerli üretimin ise % 25’lerde kaldığı ülkemizde yerli, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim halk arasında da genel kabul görmüştür. Sayıştay raporlarında bile “nükleer enerji en pahalı yatırım” olarak tanımlanırken, uluslararası lobilerin etkisiyle dışa bağımlı nükleer santral yatırımlarına yeniden yol verilmesi düşündürücüdür.

Nükleer santral yakıtı olarak kullanılacak uranyuma gelince…

Türkiye’nin toplam rezervinin 9000 ton civarı olduğunu gösteren çalışmalar olsa bile, asıl kullanılacak ekonomik rezerv miktarı bunun çok altındadır[4]. 5000 MW gücündeki bir santrali beslemek için gereken uranyum miktarı yılda 750-1000 ton civarındadır. Yani Türkiye’nin toplam rezervi, Türkiye’nin nükleer santrallerini belki 8-10 yıl bile besleyecek yeterlilikte değildir. Dünyadaki toplam rezerv de ne yazık ki sonsuz değildir ve gün geçtikçe uranyum ithal etmek giderek pahallılaşmakta ve zorlaşmaktadır. Örneğin 20002-2004 yıllarında 1 kilogram uranyumun ederi 15-20 dolar  iken, şu anda 150 doların üzerinde seyretmektedir. Üstelik şu anda uranyuma duyulan talep bile tam olarak karşılanamamaktadır[5].

 Nükleer santralde en önemli sorunlardan biri de soğutma suyu ve bu suyun kullanıldıktan sonra içindeki radyoaktif maddelerle birlikte tekrar su ortamına(alındığı kaynağa) bırakılmasıdır. Hem ısınarak içindeki sucul ortamdaki canlılar için besleyici elementleri kaybeden hem de sıcaklığı artarak termal kirliliğe yol açan bu soğutma suyu sucul ortamdaki tüm canlılar için yüksek risk taşımaktadır[6]. Birleşik Amerika’nın California kıyısında kurulan San Onafre ve San Pantre nükleer santrallerinin soğutma suyundan geçip ölen ya da filtrelere takılan balık yumurtası sayısının yıllık  1.5-2.0 milyar olduğu; aynı sisteme takılıp ölen küçük balık, karides ve diğer deniz canlılarının sayısının ise yaklaşık 2 milyon olduğu belirtilmektedir[5].

Gerek Mersin Akkuyu, gerekse Sinop İnceburun’da kurulması planlanan nükleer santrallerde de soğutma, denizden çekilecek suyla yapılacak ve benzer ekolojik/ekonomik felaketler her iki kuruluş yerinde de yaşanacaktır.

Ülkemizde nükleer güç santralleri kurulmasıyla ilgili en önemli sorunlardan bir diğeri de mevzuat eksikliğidir. Santrallerin hem kuruluş hem de işletim aşamasında kamusal denetim öngörülmemiştir. Bu mevzuatla kurulacak bir nükleer santrali TAEK(Türkiye Atom Enerjisi Kurumu) bile zor denetleyebilecektir.

Dünyadaki tüm nükleer santraller, ilgili ülkelerin kamu kurumları tarafından işletilmektedir. Özel sektör eliyle yapılarak işletilmesi ilk kez Türkiye’de söz konusu olacaktır. Nükleer santrale sahip ülkelerde kamu kurumları tarafından yapılan ya da işletilen nükleer güç santralleri için ciltler dolusu kurallar, lisanslama ölçütleri, işletici kurumdan bağımsız denetim mekanizmaları, bir nükleer kaza durumunda yapılacaklara ilişkin düzenlemeler, halkın nükleer enerji ve radyasyona karşı eğitilerek bilinçlendirilmesi ve örgütlenmesi  gibi pek çok konuda sıkı ve oldukça maliyetli önlemler geliştirilmiştir[7].

Nükleer santrali  kuracak, işletecek, denetleyecek, lisanslayacak, kısaca bu alanda görev yapacak tüm kurum, kuruluş ve şirketlerin sorumlulukları ve uymaları gereken kuralların bir yasa düzeyinde ayrıntılı biçimde tanımlanması, kamu düzeni ve güvenliği ile halk sağlığı için vazgeçilmez bir zorunluluktur.


Tamamen şirketlerin belirleyici olduğu koşullarda hiçbir kamusal denetim mekanizması geliştirilmemiş olması ciddi bir eksikliktir.

Diğer yandan, nükleer santralin bir özel şirket tarafından yapılması ve işletilmesi, ulusal ve uluslararası düzeyde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.

Tüm bu bilgi ve açıklamalardan sonra, şu temel noktalara dikkat çekmek gerekmektedir:

1- Enerji sorununun çözümü gibi gösterilen nükleer santrallerin bir dizi sakıncaları ve tehlikeli yanları bulunmaktadır. İlk yatırım maliyetleri çok yüksektir ve buna söküm/atık ve çevre maliyetleri eklendiğinde bir nükleer santralin maliyeti bir ülkenin ekonomik sınırlarını zorlamaktadır.
2- Yatırım dönemleri çok uzundur(inşaat ve işletmeye alma dahil 12-20 yıl)
3- Yakıt(uranyum) yönünden dışa bağımlıdır.
4- Üretilecek elektrik ucuz değil, aksine pahalı olacaktır.
5- Atıkların depolanması ya da yok edilmesi için kesin bir yöntem bulunmamaktadır.
6- İşletilmeleri teknolojik riskler içermektedir.
7- Ekonomik ömürleri dolunca, söküm maliyetleri ilk yatırım maliyetlerini aşabilmektedir.
8- Çevreye zararsız olduğu savı geçerli değildir.
9- Türkiye’nin bir nükleer enerji yasası ve nükleer enerji tüzüğü bulunmamaktadır.
10- Dolayısıyla Türkiye’nin nükleer enerji ve nükleer santrallere hazır olup olmadığı tartışma götürür.

Olmayana ergi yöntemiyle aksini kanıtlayamadığımız ve yukarıda sayılan pek çok sakıncayı içeren nükleer santrallerin ülkemiz için yararlı mı, zararlı mı olduğuna varın siz karar verin. Bu arada, her konuda millete gitmeyi demokrasinin gereği sayan yöneticilerimize de bir çift söz söylemek düşüyor. Gelin nükleer santraller konusunda da halkoylaması (referandum) yapalım! Hem Mersin hem de Sinop halkı bu konudaki kararını versin. Madem demokrasi ile yönetiliyoruz ve madem millete gitmek en iyi çözüm. Var mısınız? Yoksa sizler de hala nükleercileştiremediklerimizden misiniz?

Kaynaklar:

1. Bobat, A. 2000a. Anket/Nükleer enerji-I : Sonuçlar, Mersin Deniz Ticareti Dergisi, 94(8), 21-24.
2. Bobat, A. 2000b. Anket/Nükleer enerji-II : Değerlendirme, Mersin Deniz Ticareti Dergisi, 95(8), 14-18.
3. Bobat, A. 2009. Nükleer enerji, nükleer santral ve termal kirlenme, Mersin Deniz Ticareti Dergisi, 103(17), 24-26.
4. T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı Madencilik Özel İhtisas Komisyonu Enerji Hammaddeleri Alt Komisyonu Jeotermal Enerji Çalışma Grubu Raporu, Nükleer Enerji Hammaddeleri Uranyum – Toryum, Ankara, 1996
5. Kılıç, H. 2010. Akkuyu’da nükleer santral çalıştırılamaz, Mühendis ve Makina, 603(51), 18-21.
6. Bobat, A. 2006. Akkuyu nükleer santrali üzerine bir anket ve düşündürdükleri, Türkiye 10. Enerji Kongresi, Bildiriler Kitabı, Cilt I , 283-289.
7. Koramaz, E. 2008. Türkiye Nükleer Enerji ve Nükleer Santrale Hazır Değil, Mühendis ve Makina, 585(49), 16-19.

 

Bu yazı toplam (525) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?