Yükleniyor...
Erdal Uzunoğulları

Erdal Uzunoğulları

kitapkurdu1967@hotmail.com

UZUN İNCE BİR YOLDAYIM GİDİYORUM GÜNDÜZ GECE

06 Haziran 2011 Pazartesi Saat 19:58

Sevgili okurlarım günümüzde bir şekilde sanatçı olunuyor ama halkın gönlünde ölümsüz olarak kalacak şekilde sanatçı olmak o kadar kolay değil. Kişinin sanatçı olup olmadığını yaptıkları ortaya koyduğu gibi neyin sanat eseri, kimin sanatçı olduğunu belirleyen değerlendirmeler vardır, bu değerlendirmeyi yapabilecek karar verici kişi ve kurumlar vardır, uluslar arası düzeyde, çağdaş ve evrensel anlamda belirleyici yerler vardır. Ayaküstü saptanan değerler değildir bunlar. Her önüne gelen birbirine usta, üstad, sanatçı tanımlaması yapamaz. Bizdeyse ne yazık ki ahbap çavuş ilişkileriyle işleyen kurumlar ve karşılıklı menfaate dayalı tanımlama, değerlendirme yapan kişiler var. Bu oluşumun altında yatan gerçeğe bakıldığında kimilerinin sanattan uzak dahi olsa kendileri gibilerle geniş bir alan yaratarak bu yolla büyük kazançlar elde etme istekleri görülür. Koyunun bulunmadığı yerde “Abdurrahman Çelebi” olarak kendilerini yutturmaya kalkmak işlerine gelir. Gelelim konumuza, halkın gönlündeki ölümsüzleşen sanatçılardan birinin hayatından bir kesit aktarmak istiyorum. Anadolu’nun orta vilayetlerinden bir köyde, yavaş yavaş güneş batmaya hava kararmaya başlar. Karanlık iyice çöker köyün üzerine. Evlerden birinde bir kadın ve adam yatma hazırlığı yapmaktadır. Erken yatıp yarın sabah, erken uyanılacaktır. Adam üzerini değiştirir, yatağına yönelir. Evin penceresinden; karanlık bahçeye vuran ışıkta ağaçların arasında bir gölge belirir. Kadın pencereden dışarı bakar ve gülümser. Kadının sevgilisi bahçededir. Tam sözleştikleri gibi, sözleştikleri saatte ve yerde adam onu beklemektedir.
Kadın kocasının uyumasından emin olunca, sessizce yataktan kalkar, üstünü giyer .. Ve pencereden aşağıya atlar. Başka bir adam için, kadın kocasını terk eder. Koşarlar iki sevgili… Kaçıyorlar. Tarlaları, ovaları aşarlar… Anadolu’da bir köy nasıl koşmasınlar ki. Arkalarından onları kovalayacak onca şey vardır. Namus belası, Töre cinayetleri, yoksulluk, cefa, korku. Arkalarında bunlar varken nasıl durabilirler. Köyden uzaklaştıklarına iyice emin olunca soluklanmak için dururlar. Kadın duraksamayı fırsat bilip nefes nefese der ki:
‘Evden çıktığımdan beri ayakkabımın içinde bir şey var beni rahatsız ediyor’
Çıkartıp bakar ki… Ayakkabısının içinde bir tomar para! Kocası her şeyin farkında. Biliyor ki gidecek, ‘Beni terk edecek ama bunca yıl çorbasını içtim, çamaşırlarımı yıkadı, ütüledi. Bana emeği geçti’ YABAN ELDE MUHTAÇ OLMASIN DİYE! ! ! O Yoksul köylü; bütün parasını; başka bir adam için kendisini terk eden karısının, giderek kendinden uzaklaşan adımlarını attığı ayakkabısının içine koydu. O güzel insanı, O onurlu davranışı sergileyen, O terk edilen adamı HEPİNİZ TANIYORSUNUZ… Çünkü O; Bir dizesinde bize yürekten seslendiği gibi Uzun ince bir yoldaydı ve gidiyordu gündüz gece diyen ÂŞIK VEYSEL ŞATIROĞLUNDAN başkası değildir. Demek ki sanatçı olmak herkesin işi değilmiş..

Bu yazı toplam (606) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?