Yükleniyor...
Erdal Uzunoğulları

Erdal Uzunoğulları

kitapkurdu1967@hotmail.com

Ey insan! Sen baştanbaşa bir mana denizisin.

11 Temmuz 2011 Pazartesi Saat 21:55

Sevgili okurlar 2006 yılının Ağustos ayında Konya’daki Mevlana’nın türbesini ziyaret etmek istedik. Mevlana Müzesi'nin kapısından ilk adımımı attığımızda, belki de sadece benim hissettiğim mistik bir rüzgâr esti ve beni içine alıp götürdü. Hayatımda hiçbir mekân daha ilk anda beni bu kadar etkilememişti. İçerden çok hafif bir ney müziği geliyordu. Sağ tarafta, sanki saf tutmuş sandukaları görüyordum. Mevlana o yıllarda özellikle Hacı Bektaşi Veli gibi İslamiyet’in bir sevgi, akıl, paylaşım ve ahlak din olduğunu her toplumdan insanlara anlatmaya çalışmışlar ve başarmışlardır da. Öyle ki 17 Aralık 1273 yılında öldüğünde onun cenazesine Müslümanlardan ve gayrimüslimlerden yüz binlerce kişi katılmış! Naaşı iplikçi camisinden 500-600m uzaklıktaki türbeye inanın 8 saatte ulaşmıştır. Müslümanlar Mevlana'nın naşını defnedebilmek için gayrimüslimlerin cenaze cemaatinden çıkmasını istemiş. Ancak onlar, 'Bize İsa'yı da Musa'yı da Mevlana öğretti' diyerek bunu reddetmişler. Mevlana'nın kabrinin altına bir 'mezar odası' olduğunu önceden biliyordum. Zaten ben herhangi bir tarihi yere gitmeden önce o yer hakkında bilgi edinir öyle hazırlıklı olarak giderim ki o mistik kokuyu, teması hissedeyim! Eski Türklerde mezarın altına asıl mezar odasını yaparlarmış!  Mevlana'nın naaşı da böyle 4 metrelik bir mezar odasına konmuş. Ancak o tarihten bu yana mezar odasına kimse inmemiş. Sadece bir kişi hariç. Rivayete göre Sultan Dördüncü Murat, Mevlana'nın türbesini ziyarete geldiğinde, mezar odasının içinde ne olduğunu çok merak etmiş ve bu odaya girmek istemiş. Ancak dönemin Mevlevi büyükleri, buna kesinlikle karşı çıkmış ve girmesini engellemişler. Bunun üzerine Sultan, elindeki tespihi, ağzı açık odanın içine atmış. Veya düşürmüş. Bu tespihi almak üzere 7 yaşında bir kız çocuğu mezar odasına indirilmiş. Bilinen tek şey, odanın iki tarafından aşağı doğru merdivenlerin indiğiymiş. Kız çocuğu mezara inip çıktıktan sonra dili tutulmuş. İşte bu olaydan sonra 'mezar odasının sırrı' iyice merak edilmeye başlanmış. Acaba kız çocuğu orada ne görmüştü de dili tutulmuştu? Bir iddiaya göre, oda çok karanlık olduğu için çocuk çok korkmuş ve geçirdiği şoktan dolayı dili tutulmuştu. Ancak bir başka iddia daha var ki, o 'mezar odasının sırrını' daha da koyulaştırıyordu. Selçuklu Türkleri o tarihte mumyalama tekniğini biliyorlarmış. Fatih Sultan Mehmet dahil 7 padişahın naaş’ı mumyalanmış olması bunu doğrulamıyor mu sevgili Bizim Darıca gazetesi okurları? Mevlana'nın naaşı da mumyalandığı için muhtemelen öyle duruyordu. Kız çocuğu orada yatan Mevlana'yı görünce bu hale gelmiş olabilirdi. Bu olay dönemin önde gelen Mevlevilerini harekete geçiriyor ve 1640 yılında mezar odasının ağzı tuğlayla örülüp üzeri kurşunla kaplanıyor. O tarihten sonra mezar odasının ağzındaki kurşun hiçbir zaman kaldırılmadı. Mezar odası, sırlarıyla birlikte belki de ebediyete kadar sessizliğe gömüldü. 1930'lu yılların güzel bir gününde, Mevlana Müzesi'nin Müdürü Yusuf Akyurt odasında tek başına otururken, aklına sandukanın altındaki mezar odası gelir. İçinden 'Acaba şu odaya bir girsem de içinde ne olduğunu görsem' diye geçirir. Ancak tepki çekeceğini düşündüğü için kararsızdır. Tam o esnada kapı çalınır ve içeri, müzenin yaşlı odacısı girer. Bu yaşlı adam aslında, Mevlevi dedesidir. Cumhuriyetin ilanından sonra tekke ve zaviyeler kapandığı için müzeye çevrilen türbede odacı olarak çalışmayı kabul etmiştir. Yaşlı Mevlevi dedesi saygılı bir şekilde içeri girer ve Yusuf Akyurt'un tüylerini diken diken eden şu cümleyi söyler: 'Sakın oraya inmeyi düşünmeyin’ Ancak bu şaşkınlık, müdürü kararından vazgeçirmez. Mezara inmek üzere kurşunla kaplı kapağın önüne gelir. Halıyı kaldırır, Tam kapağı açmak üzereyken, bir adam haykırarak içeri girer, müdür bey, yetiş evin yanıyor der. Yusuf Akyurt gelinceye kadar evi kül olmuştur. İşte tam o sırada eline bir telgraf tutuşturulur. Müze müdürü başka bir yere tayin edilmiştir. Mezar odası 731 yıldan bu yana sırrını muhafaza ediyor. Umarım bundan sonra da muhafaza etmeye devam eder. Çünkü bilinmezliğin yarattığı bazı mistik duygulara ebediyen ihtiyacımız olacak. Çünkü hepimizin içinde, sadece kendimize ait sırların saklandığı küçücük odalar var. Daha sonra ailece ziyaret ettiğimiz bu mistik türbeden sonra türbe karşısındaki lokantada meşhur koyun etinden yapılan etli ekmek giyerek ziyaretimizi tamamladık. Saygılarımla.

Bu yazı toplam (915) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?