Yükleniyor...
Tuğba Tekeli

Tuğba Tekeli

tugbatekeli@gmail.com

Yanlızlık üzerine

25 Ağustos 2011 Perşembe Saat 20:55

Çok fazla şey yazıldı yalnızlık üzerine yüzyıllardan beri, her biri nev-i şahsına münhasır. Herkes aynı konudan bahseder ama içine kendini de koyarak anlatır sayfalarda, dizelerde, o yüzden hepsinin tadı başkadır. Bende kendimce, yalnızlıktan bahsetmek istiyorum bu yazımda size; insanoğlunun yüzyıllık ve kalabalık yalnızlığından.

***

Ne demiş şair ‘yalnızlık paylaşılmaz; paylaşılırsa yalnızlık olmaz.’ Zaten pek de yalnızlığımızı paylaşmaya çalışan insanlar değiliz sanıyorum. Genelde yalnızlığımızın içinde daha da yalnızlaşmak hoşumuza gidiyor. Hatta bazen kendimize sonsuz bir acıma hissi yaratıyoruz ve yeni bir dünya bulmuşçasına içine dâhil oluyoruz bu hissin. 

Yalnızlık hissi; bir sarmaşık gibi aynı, girecek bir yer bulunca hemen kök salıyor içimize, büyüyor, gelişiyor ve sarıyor tüm benliğimizi. Yalnızlık öyle sinsice yerleşiyor ki içimize seviyoruz bile işin kötü tarafı bir süre sonra onu. Hatta öyle alışıyoruz ki varlığına, biz ve ondan başka kimse olmasın istiyoruz ve diğerlerini uzaklaştırıyoruz hayatımızdan. En yakın dostumuz yalnızlık oluyor. Ona methiyeler düzüyor, yücelttikçe yüceltiyoruz. Ama eğer yalnızlık kendiliğinden gelmiyorsa biz onu davet ediyorsak sessiz harflerle, o zaman daha yakıcı oluyor. Biz güzellikleri elimizle itip onun cehennemine atıyoruz kendimizi bilmeden. Yabanileşiyoruz hayata karşı, yabancılaşıyoruz insanlara ve yadırgar oluyoruz bildiğimiz, aşina olduğumuz hayatları. Sadece tek doğrumuz o oluveriyor. Bazen de gizliden yapıyoruz tüm bunları. Maskelerin ardına gizleniyoruz, çok sosyal ve arkadaş canlısı görünüyor ama içimizdeki yalnızlığın çamurlarında battıkça batıyoruz en dibe doğru.

Yalnızlığın o vahşi halinden kurtulması için ona temkinli yaklaşmak gerekiyor. Sadece bir müddet kalabileceğini, sonra ayrılması gerektiğini, ama istediğinde tekrar uğrayabileceğini söyleyip, usul usul uzaklaştırmak gerekiyor onu kendimizden. Geldiğindeyse uzun zamandır yolunu gözlediğimiz bir misafir gibi onu ağırlamalı, tüm nimetleri önüne sunmalı ve sohbeti fazla uzatmadan kibarca göndermeliyiz. Ne kadar çok kalırsa o kadar yerleşir hayatımıza ve bir bakarsınız misafirliği ev sahipliğine dönüşmüş. Siz; yalnızlığın ta kendisi oluvermişsiniz!

***

Yalnızlık bazen yaşanması en güzel duygudur. Özgür olduğunuzu hissedersiniz yalnızken, ne yaparsanız yapın alanınıza bir başkasını dâhil etmez, rahat eder, huzur bulursunuz. Ama bu geçici bir zevktir. Aynı antidepresanlar gibi, sizi uyuşturup her şeyi tozpembe gösterir. Etkisi geçtiğindeyse, acı yeniden bulduğu yere yerleşir. Aşka çok benzer bu özelliği ile. Aşk ve yalnızlık iki kardeştir ama üvey. Aşka kapılanlar, onun yakıcılığıyla, cezp ediciliğiyle sersemleşir yalnızlaşırlar. Aşkı yaşamak, yalnızlığı yaşamaktan daha kolaydır bence. Çünkü o hiçbir zaman uzun süre kalmayı sevmez bir bedende, yalnızlık gibi değildir. Kovalarsan kırılır, küser ve gider ama yalnızlık arsızdır; gittiğini sanırsın, o yine bir yerlerden çıkıverir sinsice. Yani aşkla korkutamazsın yalnızlığı. Onun ilacı yoktur. Birine âşık olup, dünyayı sevip, türlü arkadaşlar edinip yine de yalnız olabilirsin. Tek çare kabullenmektir. Sessizce başımızı öne eğip, ona yol göstermeli ve zamanı geldiğince yolcu etmeliyiz, süslü mendiller ile…

Siz siz olun aman ha sakın ters davranmayın yalnızlığınıza. Onu kabullenin ve onun her zaman hayatınızın bir yerlerinde durduğunu unutmayın!

Bu yazı toplam (723) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?