Yükleniyor...
Prof.Dr.  Alaeddin Bobat

Prof.Dr. Alaeddin Bobat

bizimdarica@gmail.com

Öğrenilmiş çaresizlik ya da akıl tutulması-5

12 Eylül 2011 Pazartesi Saat 20:41

Hep denedin (ever tried)

Hep yenildin (ever failed)

Bir daha dene (try again)

Bir daha yenil (fail again)

Daha iyi yenil (fail better)

                         Samuel Beckett

  

 

Öğrenilmiş çaresizlik en çok insanın kendisiyle kurduğu iç iletişime bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Her insan kendi kendisiyle konuşur ve bu konuşma biçimi insanın kendisiyle “barışık” olup olmamasına koşut olarak farklılık gösterir. Kendisiyle barışık olmayan insanların “iç çatışması-iç iletişimi” daha derindir. Sürekli başına gelen olayları farklı şekilde(genellikle kötümser) yorumlayarak kendi iç iletişimiyle öğrenilmiş çaresizliğe yönelir. Bu tür insanlar iç konuşma yoluyla kendini motive edip güç kazanmak yerine çaresizliğin karanlık girdabında dolanıp dururlar.

 

İyimser ve kötümser düşünceler

 

Bulgulara göre aklımızdan günde ortalama 60 bin ile 80 bin arasında düşünce geçmektedir. Ve bu düşüncelerin yaklaşık %75’inin kötümser, sıkıntı yaratıcı veya olumsuz olduğu ortaya konmuştur. Yani, genellikle herhangi bir sorunla karşılaşıldığında insanlar çoğunlukla kötümser düşüncelere kapılmaktadır. Aynı ya da benzer olayları yaşayan kişilerden öğrenilmiş çaresizliğe yatkın ya da kötümser olanların hemen olumsuzluklara teslim olduğu, iyimser ya da kendisiyle barışık olanların ise aynı koşullarda direnç göstermeye, yılgınlığa kapılmadan denemeyi sürdürmeye yöneldikleri gözlenmiştir.

 

İç iletişim yönetimi

 

İnsanın iç iletişimi, insanlar arasındaki iletişime benzer şekilde işlemektedir. İletişimde insanlar uzlaşabildikleri gibi bazen de çatışabilmektedirler. Bu nedenle “insanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır” ya da anlaşamaz. Çünkü her konuşma ya da koklaşma anlaşma ile sonuçlanmayabilir. İç iletişimde de durum aynıdır.

İnsanların olaylar/sorunlar/başarısızlıklar karşısında kendi iç çatışmalarını en aza indirmek ya da iç konuşmalarını daha olumlu kılmak için “iletişim yönetimi” denilen basit bazı teknikleri içselleştirmeleri yeterli gelebilmektedir. Örneğin olumsuz bir düşünce beyinde ne kadar çok tekrarlanırsa onun yıkıcı etkisi o kadar fazla olmaktadır. Bir insan kendine kırk kez deli derse, bir anlamda beyin de bu “deli durumunu” içselleştirerek ona göre tepki vermekte ya da çalışmaktadır. Bu nedenle “olumsuz-yıkıcı” düşüncelerin beyinde tekrarlanması önlenerek daha “olumlu-yapıcı” düşünceler geliştirmek iç iletişim yönetiminde önemli bir tekniktir.

Benzer biçimde “ses tonu” da bir düşünceyi içselleştirmede önem taşımaktadır. Duygusal ve oldukça “buğulu” bir ses tonu ile bir düşünceyi dile getirmek ya da bunu içsel iletişimde kullanmak daha inandırıcı ve etkili olabilmektedir. “Olmayacak/başaramayacağım/ yapamayacağım” gibi olumsuz yargı/yorum belirten söz ya da düşüncelerin duygusal bir ses tonu ile tekrarlanması insanın gerçek gücünü sınırlamaktadır.

İç iletişimde bilgi sahibi olmadan hemen olumsuz bir yargıya/düşünceye varmak öğrenilmiş çaresizliğe ya da başarısızlığa giden yolda kesilmiş bilettir. Örneğin, bir arkadaşımızı telefonla aradığımızda telefonu kapalıysa ya da telefona yanıt vermiyorsa olumsuz düşüncelere kapılır ve hemen olumsuzlukları sıralarız : “Bir şey mi oldu? Niye açmıyor? Başına bir şey mi geldi?” Oysa bu düşünceler yalnızca olumsuz ya da kötümser yanımızın ağır basmasından kaynaklanır. Çünkü arkadaşımızın telefona yanıt vermemesi hakkında henüz gerçek bilgi sahibi olmamamıza karşın fikir sahibiyizdir. Mutlaka kötü bir şey olmuştur. Halbuki belki telefon yanında değildir, belki şarjı bitmiştir, belki bir toplantıdadır, belki sessize almıştır gibi olasılıklar da vardır, ama bu olasılıklar genelde düşünülmez…

İç iletişimin olumsuz yönlendirilmesi ya da yönetilememesi insanlarda çaresizlik, bitkinlik, yılgınlık, üzüntü gibi duygusal çökmelere neden olur. Bu duygusal çöküntülerin neden olduğu durum ise atalet(eylemsizlik) ya da hiçbir şey yapmama durumudur. Daha üniversite öğrencisiyken sınıf ve oda arkadaşım K.Hüseyin KOÇ’la bir slogan bulmuştuk kendimize :

 “En ufak bir şey yapmak ya da ufacık bir adım atmak bile hiçbir şey yapmamaktan iyidir”.

Golf ustası Arnold Palmer’ın dediği gibi :

Başarı istenmediği yere gelmez…

Yenildiğinizi düşünüyorsanız, yenilmişsinizdir.

Cesur olmadığınızı düşünüyorsanız, korkaksınızdır.

Kazanmak istiyor fakat kazanamayacağınızı düşünüyorsanız, kesinlikle kazanamazsınız demektir.

Kaybedeceğinizi düşünüyorsanız, çoktan kaybetmişsinizdir.

Dışarıdaki dünyaya çıktığınızda anlayacaksınız ki, başarı ancak onu istediğiniz takdirde gelecektir.

Her şey insanın kafasında biter.

Alt edildiğinizi düşünüyorsanız, alt edilmişsinizdir.

Yükselmek için yüksek düşünmelisiniz.

Bir ödülü kazanmadan önce, kendinizden emin olmalısınız.

Yaşam savaşını kazanan her zaman en güçlü ya da en hızlı olan değildir.

Er ya da geç kazanan kişi, kazanacağını önceden düşünebilen kişidir.

 

Bu yazı toplam (906) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?