Yükleniyor...
Tuğba Tekeli

Tuğba Tekeli

tugbatekeli@gmail.com

Bulvar Apartmanı No:4

19 Eylül 2011 Pazartesi Saat 20:49

Her zaman olduğu gibi enteresan bir rüya gördüm yine geçenlerde, beni geçmişte epey oyaladı; kah ağlattı kah güldürdü. Bulvar apartmanının kapısının önünde buluverdim kendimi. Bir otobüsten inmişim tedirgin bakıyorum giriş kapısına. Nasıl da gerçek her şey… Elimle yere dokunsam toz olacak parmaklarım sanki. Buradan çıkıp oraya varmışım sanki bir anda. Rüyamda da geçmişe yolculuk yapıyorum. Kimsecikler bilmiyor ama. Rüya içinde rüya aslında…

Otobüsten inip apartmana giriyorum. Kahverengi bir kapısı var camlı. Sonra iki kat çıkıp sağdaki ilk kapıyı çalıyorum. Teyzem açıyor. Girişte hala dün gibi hatırladığım bir matador resmi, bambunun üzerine yapılmış. Ayakkabılarımı çıkartıyorum, yerler halı kaplı. Ben geçmişe geldiğimi bilerek mutlu mutlu gülümsüyorum yeniden kavuşmanın heyecanıyla. Teyzem her şeyden habersiz.Daha sonrasında evin içinde tur atıyorum. Her şeye dokunuyor adeta gerçekliğini sınıyorum. Salonun kapısının tam karşısında bir difenbahya duruyor; tüm heybetiyle. Kocaman yeşil altın renginde bir de saksısı var demirden...

Pembe kılıflı koltuklar var tırtıklı kumaştan. Sonra beyaz tül perdeler, ince saçaklı. Salonun sağ tarafında minik bir balkon var küçük oturma grubunun hemen yanından giriliyor oraya, yemek masasının kenarından dönüveriyorsun. Masa da masa ama arkasında da kendisi gibi heybetli üstü içki şişesi dolu bir büfe var. Orada yediğimiz yemekleri hatırlıyorum bir bir. Sonrasında küçük pirinç oturma grubu masanın önüne geldiğinde orada annem teyzem ve Tuay ablamla yaptığımız konuşmayı. Bir de beyaz kutup ayısı vardı yeşil benetton yazısıyla.

Sımsıkı bir ayıydı, öldüresiye doldurmuşlar içini sanki pamukla. 

 

Mutfakta kırmızı bir masa vardı. Küçük bir tezgâh.

Orayı ne zaman düşünsem yemek sonrasında dilimlenen elmalar ve dedemin pişirmek için tencereye koyduğu pavuryanın tencereden can havliyle kaçıp tezgâha kendini atması gelir. Aaa bir de içmem gereken kaymaklı sütleri kimse yokken lavaboya döküşüm. 

 

İnce uzun bir holden geçtim sonra. Solda teyzemlerin yatak odası. Tombul çiçek var orada,teyzemin kıymetli bebeği. Birde yatağın üzerinde uçak oynayan tuay ablamla benim hayali. Bir de alf var tuvalet masasının aynasına yapışık. Alf’in üzerinde mor bir bluz vardı hiç unutmam. Tüm pofudukluğuyla bana gülümserdi. Odanın hemen yanında mavi fayanslı bir banyo hatırlıyorum. Ama emin değilim. Onun karşısında bir dolap vardı üzerinde telefon olan ve tepesinde de bir ayna. Banyodan sonra onun önünde kuruyan saçlar,telefonda alelade lakırdılar, kahkahalar.Ve son olarak kurbağalı dereye bakan bej rengi panjurlu oda. En çok hatıramın olduğu. Cam kenarında çekyat kıvamında bir koltuk, karşısında ranza, ranzanın önünde de çiçekli koltuklar vardı tahta kollu, tombul yaşlı bir teyzeyi andıran oturma minderleriyle. Balkonda vardı o odada ama fazlalık eşyalar konurdu oraya. Bir de merdiven dururdu. Ranzanın üst yatağının altı tavşanlı ceylanlı ve sincaplı bir kumaşla kaplıydı. Uyumadan evvel bana osuruklu tavşan masalını anlatmıştı birisi ama kim hatırlamıyorum. Sonra bir de çalışma masası vardı. Alt çekmecelerinde disney ansiklopedileri vardı gizli gizli açıp hayranlıkla baktığım. Ama yerinden çıkartıp rahatça bakmaya hep korktuğum. Çocukluk işte. Kim bilir neler geçiyordu aklımdan. Odanın ortasında gazyağı ile bitlerimi ayıklardı ananem. Bir seremoni halinde. Mütemadiyen bitlenirdim. Beyaz bir tülbende dökülürdü hepsi bir bir ananemin sık tarağından. Sonra orada namaz kılardı ananem bende önüne oturur seyredalardım onu. Bir de kocaman renkli tesbihi vardı ki oynamaya doyamazdım. Tuay ablam yani teyzemin kızı okuldan geldiğinde tost yapardı ikimize de. Ve ona ders vermeye gelen Cevher Bey'den çok korkardım. Sert bir mizacı vardı. Sonra ilerde ben de ders aldım ondan. Öyle dışı sert içi yumuşak çikolata gibi bir adamdı. Hiç kızmazdı. Sonradan sevdim onu.Hepsini rüyada yeniden yaşadım. Hatta o apartmanın kapıcısı Fahrettin amcayı bile gördüm. Minicik bir adamdı. Elinde kocaman ekmek sepeti taşırdı bir de pos bıyıkları vardı. 

 

Uykuya dalmadan evvel ne düşünsem onu görürüm bazı zamanlar. Çocukluğumun geçtiği bu ev beni hep etkilemişti. Sonra babaannemin evi ve kendi evim. Onları da yazacağım zamanı bekliyorum heyecanla. Fotoğraflarını da koyabilseydim keşke sizde benimle yolculuk yapabilseydiniz. Bakalım ne kadar gerçek hatırladıklarım. Bir gün o da olur belki, zaman makinesini icat ettiğimizde!

Bu yazı toplam (935) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?