Yükleniyor...
Tuğba Tekeli

Tuğba Tekeli

tugbatekeli@gmail.com

İnsan olmanın dayanılmaz ağırlığı

03 Ekim 2011 Pazartesi Saat 19:40

Çoğu gün ne olduğumuzu, nasıl yaşadığımızı anlamadan geçiyor zaman.

Bir de bakıyoruz ki olmayı istediğimiz yerde; her şeyin tam ortasında bir başımıza kalıvermişiz. Nasıl olduğunu bilmek o kadar kolay ki aslında, sebebi tercihlerimiz. Ama hiçbirimiz kolay yolu seçmeyiz, sanki bize zorla kabul ettirilmiş olan tercihleri yaşar gibi yaparız; insanoğlunun doğası bunu gerektiriyor sanırım. Zaten başlangıçtan sona kadar kolayca olup biten ne var ki?

Zamanla kavradığımızı sandığımız o engin hayat derslerinin, uygulamaya konmadıktan sonra, yıllarca raflarda saklanan ve müthiş önemli tarih belgelerinden ne farkı kalıyor diye yazmıştı bir yerde birileri, peki onları uzanamayacağımız kadar uzağa kim koymuş olabilir? Ya da onları bu denli erişilmez kılan nedir? Gözle görünen kısmının çekiciliği mi, yoksa içeriğinin anlamı mı? Öyle ya biz aslında her şeyi yargılamacı bir zihne sahip insanlar olup çıkıyoruz günden güne. İlk izlenimlerle kararlarımızı yönlendiriyoruz, başkalarını ne diyeceğini önemseyerek dakikalarımızı harcıyoruz. Sonra sonbahar yaprakları gibi bir o yana bir bu yana savrulup duruyoruz; "arada kalmış benlikler kulübüne hoş geldiniz!’ Olmayı hayal ettiğimiz kişiyle, olduğumuz kişi arasındaki uçurumu aşmak iki yönlü bir kaderi yaşamak kadar zor.

Pencerenin ardında ne var? “Bir kent.” Kentin içinde gizli kalan ne var? “Milyonlarca hayat” Pencereden bakmayı denediğimizde öylesine; yüzeysel geçip gideriz tüm o hayatları... Gördüğümüz sadece beton binalardır veya anlamlandırmaya gayret gösterdiğimiz kent ışıkları, onları da genelde çakırkeyif iken fark ederiz ya! Keşke daha derine bakabilme yetisine sahip olabilseydik! Ama günümüzde çoğunlukla sahip olamadıklarımız üzerine konuşmayı tercih ediyoruz. Öyle ki yaşamdan elimize kalan ne varsa unutuyoruz, geçmişimizle yüzleşemiyoruz. Günlük telaşlarda sürüklenirken kendimizi unutuveriyoruz. Asıl yapmamız, yaşamamız gerekeni en sona saklıyoruz; yıllar geçtikten sonra tekrar yaşamak üzere, yaşayabileceğimize dahi emin olamadan. Bu da bizi solgun kişiliklere dönüştürüveriyor.

***

Biz insanlar hayattan ve tecrübe edindiklerimizden de kaçmaya çalışıyoruz. Belki de bunu zamanla bir savunma mekanizması haline getirdiğimizden giderek daha da alışıyoruz aslında normalde hiç de hoşnut olmayacağımız olayların, durumların içinde yaşamaya, debelenmeye. Alışkanlıklar da zamanla elden bırakılamayacak kadar güçlü bir yapışkana dönüşüyor ve aslında olmak istemediğimiz kimliklere bürünüp istemediğimiz hayatlar yaşıyoruz. Kendimizi kandırıyoruz: bile bile yanlışlık, bile bile yalnızlık...

 Her şeyi aslında bilerek yapıyoruz. Sadece sığındığımız limanlarımız var. Onlardan biri de aslında öyle olmadığımız. Yani kendimizi kabullenemeyişimiz, eleştiriye açık insanlar olamayışımız. Kaç defa insan kendine yenilebilir acaba hayatta? Acaba insan kaç defa düşüp de kalkabilir, ardına bakmaksızın asla? Hayat bir oyunsa eğer, biz oyuncularsak hiç bir oyunda bu kadar yenilmemiştik biz, hiç bir oyun bu kadar acıtmamıştı canımızı ama hiçbir oyunu da bu kadar çok severek oynamamıştık. Milyarlarca yüz var bu hayatta ve milyarlarca kişiye uygun milyon tane maske; herkesin payına düşen onlarcası. Her şeyi yapmacık yaşıyoruz ve o her şeyi yapmacıklaştırmak için elimizden geleni yapıyoruz, çünkü insanız, o doymak bilmeyen varlık.  Belki de en büyük zaafımız bu, gerçekliğimiz.

İnsanoğlu ne zamandan beri bu kadar kör ve bu kadar savunmasız kendine karşı! İnsanoğlu ne zamandır bu kadar zalim!!!

Bu yazı toplam (457) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?