Yükleniyor...
Prof.Dr.  Alaeddin Bobat

Prof.Dr. Alaeddin Bobat

bizimdarica@gmail.com

Öğrenilmiş Çaresizlik ya da Akıl Tutulması-7

27 Ekim 2011 Perşembe Saat 22:45

Mojna, yelsi astarojna !

(Mümkün, cesaretin varsa)

Rusça deyiş

 

Zengin ülkeler ile yoksul ülkeleri ya da gelişmiş ülkeler ile gelişmemiş ülkeleri birbirinden ayıran en önemli fark ne geçmişi, ne doğal kaynakları, ne ırkı, ne rengi ne de dinidir.  Örneğin, Hindistan ve Mısır gibi ülkeler 2000 yıllık geçmişe sahip olmalarına karşın gelişmemiş ülkeler arasında yer alırken, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda gibi 150 yıl önce adı-sanı bilinmeyen ülkeler gelişmiş ülkeler sınıfındadırlar. Ya da hemen hemen hiç doğal kaynağı olmayan Japonya dünya ekonomisinde liderliğe oynarken, onca doğal kaynağa sahip pek çok ülke geri kalmış liginde bulunmaktadır. Tarım için uygun iklim koşullarına sahip olmayan ve kakao yetişmeyen İsviçre süt ve süt ürünleri(özellikle çikolata)  bakımından en kaliteli ürünlere sahipken, toprakları tarıma elverişli pek çok ülke hem tarım ürünlerinde hem de tarıma dayalı sanayide nal toplamaktadır. Çalışanları bakımından da gelişmiş ve gelişmemiş ülkeler arasında pek fark yoktur. Kendi ülkelerinde tembel olarak tanınan pek çok kişi, gelişmiş ülkelerde harikalar yaratabilmektedir. Bunun tipik örneği ise “yurdum insanı” dır. Kendi yurdunda yan gelip yatanlar, yurtdışında tüm kurallara uyarak var gücüyle çalışırlar. Ve hiçbir din tembelliği, kötülüğü, kıskançlığı ve vurdumduymazlığı yüceltmez.

Peki, bunca benzer özelliklere karşın fark nedir? Ya da neden bazı ülkeler zengin ve gelişmiş iken, büyük bir kısmı hala yoksul ve gelişmemiştir?

Fark, yıllar yılı süregelen kültür ve eğitim ile içselleştirilen “bakış açısıdır”.

Gelişmiş ülkelerdeki insanların temel etik kurallar, dürüstlük, sorumluluk, yasa ve kurallara uyma, başkalarının hak ve hukukuna saygı, çalışkanlık, tasarruf eğilimi ve yatırıma inanç, istenç(irade) ve dakiklik gibi kavramları içten benimsedikleri görülmektedir. Gelişmemiş ülkelerde çok az insan bu temel ilkelere uyarken, büyük çoğunluk bütün bu ilkeleri alt-üst edecek davranışlar sergilemektedir.

Bakış açısı ve doğuştan kaybedenler

Kültür ve eğitimden kaynaklanan bakış açısı farklı olunca, batı ve doğu toplumlarında çaresizliğe gösterilen tepkiler ya da yaklaşımlar da o denli farklı olmaktadır.

Doğu toplumlarında çaresizlik anlayışı aslında öğrenilmişten çok “öğretilmiştir”.

Öğrenilmiş çaresizlikte bireyler sınama-yanılma yoluyla bir sonuca ulaşırken, öğretilmiş çaresizlikte herhangi bir sınama-yanılma olmaksızın bireylere doğrudan toplum tarafından “çaresizlik kültürü”  benimsetilir. Çaresizlik kültürü bireylere o denli güçlü öğretilir ki, kişi daha “doğuştan” kaybetmeyi kabul eder.

Doğu toplumlarında adına ister gizli öğrenme ister başarısızlık isterse atalet deyin, kısacası çaresizlik evde ana-babadan, okulda öğretmen ve arkadaşlardan, kışlada komutandan, işyerinde patrondan, camide din adamlarından öğrenilir. Hem de sınama-yanılmaya gerek kalmadan. Dolayısıyla iş bulmaktan sınav kazanmaya, vize almaktan emekli kuyruklarına, evlilikten boşanmaya kadar yaşantımızın her alanında başarısızlığa bir anlamda mahkûmuzdur.

Çaresizliğin anlamı

Doğu ve batı toplumlarında çaresizliğin anlamı da farklıdır. Öğrenilmiş çaresizliğe batı kültüründe atlatılması gereken “psikolojik bir sorun” olarak bakılırken, doğu kültüründe bir “yaşam biçimidir”. Tarihin, dinsel inançların, kaderin, kısmetin, şansın, kültürün, geleneğin bir parçasıdır. Türküler onu söyler, ninniler onu mırıldanır, atasözleri onu öğretir. Hüzünlü şarkılar, zengin-yoksul aşkları, romantik filmler onun üzerine kurulur.

Şans, kader, kısmet ya da havale etmek

Batı kültürü hem özdenetimi hem de dış denetimi ön planda tutarken, doğu kültürü kadercidir. Yaşamını denetim altına alma güdüsüyle yetişen bir batılıya karşılık doğu toplumlarının yaşama ilişkin kültürel varsayımları kaderciliğe dayanır. Batılı bir gün yaşamı üzerindeki denetimi kaybettiğinde hemen buna karşı önlem alıp çok sayıda denemeye girişirken, doğulu olayları akışına bırakır. Kaderi onu nereye savurursa ona razı gelir. Yaşamını etkileyen olayların denetim dışına çıkması batılı için kâbus olurken, doğu insanı için şanstır, kaderdir ve kısmettir. Bunların üstesinden gelmek için mücadele etmek yerine genellikle Allah’a havale edilir. Doğu kültüründe  “her şey olacağına varır, başa gelen çekilir ya da kısmetinde varsa seni bulur” gibi sözler çaresizliğe karşı panzehir etkisi yaratır.

Bu nedenle doğu kültüründe bir iş ya da olaya;

         Başlamadan önce “İnşallah”,

         Başlarken “Bismillah”,

         Yolunda gitmezse “Eyvallah”,

         Coşku vermek için “Ya Allah”,     

         Şaşırıldığında “Allah Allah”,

         Ters giderse “Fesüphanallah”,

         Başarıyla biterse “Maşallah”,

         Bir tehlike söz konusu ise “Maazallah

         Hayal kırıklığı yaşanmışsa “Hay Allah” sözleri sık sık kullanılır.

Sonuç olarak batılıların felsefesi, “Eğer işi bir kişi yapabilirse, ben de yapabilirim. Eğer kimse yapamıyorsa, ben yapmalıyım” iken; doğuluların felsefesi, “Valla birisi yapabiliyorsa bırak yapsın. Eğer kimse yapamıyorsa ben de yapamam” mantığında yer bulmaktadır.

 

Bu yazı toplam (1353) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?