Yükleniyor...
Erdal Uzunoğulları

Erdal Uzunoğulları

kitapkurdu1967@hotmail.com

Ete kemiğe burundum, Yunus diye göründüm!

31 Ekim 2011 Pazartesi Saat 19:50

 Sevgili okurlar bu haftada sizlere 1240 ile 1321 yılları arasında yaşamış o dönem insanlarına sevgiyi, aşkı, paylaşmayı şiirleri ile dile getirmeye çalışan şair ve erenlerden olan Yunus Emre’nin hayatından bir kesiti aktarmaya çalışacağım. 1260 yıllarda Kırşehir bölgesindeki köylerden birinde rençperlikle geçinen, çok fakir bir insandı yunus. Kıtlığın yaşandığı dönemlerin birinde, Yunus'un fakirliği büsbütün artar. Nihayet birçok keramet ve inayetlerini duyduğu Hacı Bektaş'a gidip yardım almayı düşünür. Yolda giderken eli boş gitmemek için ormandan, bir miktar alıç (yabani elma) koyup dergâha gider. Pirin ayağına yüz sürerken hediyesini verir ve az miktar buğday ister kendisi ve köy halkı için. Hacı Bektaşi Veli’de ona bir kaç gün dergâhta misafir olmasını ister. Yunus geri dönmek için acele eder. Dervişler Pir'e Yunus'un acelesini anlatırlar. O da: "Buğday mı ister, yoksa erenler himmeti mi?" diye haber gönderir Yunus adındaki fakir çiftçiye. Yunus açlığının verdiği istekle buğday ister. Bunu duyan Hacı Beştaş tekrar haber gönderir: "İsterse o alıcın her tanesince nefes edeyim!" der. Yunus buğdayı almakta ısrar eder. Hacı Beştaş üçüncü defa haber gönderdi: "İsterse her çekirdek sayısınca himmet edeyim" der. Yunus yine buğdayda ısrar edince; emrederek, buğdayın verilmesini ister. Yunus dergâhtan kafası karışık, bir o kadar da mutlu bir şekilde köyünün yolunu tutar. Yolda giderken kendi kendine konuşur, acaba diğerini mi isteseydim diye mırıldanır. Sonra yaptığı kusurun büyüklüğünü anlayarak geri döner. Dergâhın kapısında hacı Bektaş’ın dervişleri açarlar ve Yunus adlı çiftçinin tekrar geldiğini Hacı Bektaşi Veliye iletirler. O vakit Hacı Bektaş, onun kilidi Taptuk Emre'ye verildiğini isterse ona gitmesini söyler.  Yunus bu cevabı alır almaz hemen Taptuk dergâhına koşarak kendisini YUNUS yapacak manevi eğitimine başlar. Yunus 40 yıl Tabtuk Emre’nin dergâhına ormandan eğri dahi olmayan odun taşır. Bir gün gelir uzun yıllar göremediği oğlunu bulmak ve nasibini başka yerlerde aramak için yola çıkar. Dergâhtan izinde almadan yola çıkan yunus’a yolda bazı dervişler rastlarlar. Aynı yol üzerinde olduklarını öğrenen dervişler Yunus’a bize takılırsan özellikle geceleri tehlikeden korunursun derler. Dervişlerin heybelerindeki getirdikleri gıda maddeleri tükenince dervişlerden biri Allah’tan niyazda bulunur. Sofra gelir yerler içerler ve şükrederler. Başka bir gün sıra Allah’a dua etme sırası Yunus’tan istenir. Yunus utanır, ben kimim ki! Yunus’tan soğuk terler boşanır, işin içinde mahcup olmakta vardır. Yunus ellerini açar ve Allaha dua eder. Allahım sen beni mahcup etme bu dervişler hangi evliya yüzü suyu hürmetine dua ettilerse bende onun yüzü suyu hür metine senden yardım istiyorum der. Sonra öyle bir sofra gelir ki yedi dervişte şok olurlar! Hemen yunus’a bunu nasıl başardığını sorarlar Yunus’ta Allah’tan şu niyazda bulundum der. Allah’ım bu dervişler hangi sevgili kulundan yardım istedi ise bende ondan yardım istedim der. Oradaki dervişler derler ki biz Tabtuk Emre dergâhında Yunus denilen bir odun taşıyan zat varmış işte biz hepimiz ondan yardım istedik deyince yunus bayılır çünkü bu zat kendisidir. Kendisinin hamlıktan pişmişliğe oradan da yanmış olduğunun farkında değildir.  Pişmiş olduğunu bilmez. Yunus kayıp olan oğluna aramaktan vaz geçip geri döner. Yunus’un ölümünden 100 yıl sonra Molla Kasım isminde bir şahıs bir şekilde Yunus’un 3000 civarındaki şiirlerini ele geçirir. Şiirleri okumak için bir dere kenarını seçer, duygularına daha iyi hitap etsin diye. İlk 1000 kadar şiiri okur ama bu şiirlerin duygularına hitap etmediğini ve şeriata uygun olmadığından dolayı, dereye atar. Sonraki 1000 şiiri ise yine şeriata uygun olmadığından dolayı yakar. Günümüze kalan 1000 kadar şiire sıra gelince şoke olur! Bu okuduğu sayfada şöyle yazılıdır; ‘’Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme, Seni sorguya çeken bir Molla Kasım gelir’’. İşte bu yazıyı okuyan Molla Kasım kendine gelir ve yaptıklarından pişman olur. Günümüze kadar kalan 1000 kadar şiir işte bu Molla kasımdan arta kalan şiirlerdir. Son olarak Sevgili Bizim Darıca okurları Yunus Emre’nin Mevlana ile karşılaşmasından bahsederek yazımı bitirmek istiyorum. Yunus Emre bir gün Mevlana Celalettin Rumi ile karşılaşınca ona bir soru sorar. Mevlana hazretleri Mesnevi adında insanı anlatan uzunca bir eser yazmışsın. Okudum insanı çok uzun bir şekilde anlatmışsın. Hâlbuki çok kısa bir şekilde de anlatabilirdin der. Ete kemiğe burundum, Yunus diye göründüm.

Bu yazı toplam (990) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?