Yükleniyor...
Aktan Uslu

Aktan Uslu

aktanuslu@gmail.com

Her tür iddia itina ile araştırılır

08 Temmuz 2010 Perşembe Saat 06:29

Arzuhalci başlığı gibi oldu biraz ama cuk oturdu aslında. Gazetecilik toplumun bilgi edinmesi, aydınlanması konusunda aynı zamanda bir hizmet mesleği ise yapılacak işlerin tarifinden biri de her tür iddianın itina ile araştırılacağıdır.

Geçtiğimiz hafta ola ki haber yapıp ilişkide olduğum bir iki genel ajansa göndersem birçok yaygın (ulusal) gazetede birinci sayfada yer edinecek boyutta bir haberi meslek tabiri ile çöpe attık. Çünkü o iddiayı almamın ardından yerinde gidip görmem, konu üzerine idarecilerden görüş ve bilgi aldığım süreçte uygulamadan cayıldığına dair en üst düzey bilgi, haberin önüne geçti. Konunun hassasiyetinden ötürü, “Yanlıştan döndüler” formatında bir haber veya kurumsal veya kişisel anlamda kendine övgüler yağdıran bir stil, biçim de gazetecilik anlayışımızda yok. Bu meslekte kişisel ve kurumsal anlamda sözlü olarak aldığımız övgüler arasında en güzeli bence sokaktan gelen övgü. Daha elit kesimlerden gelen övgüleri de elbette önemsiyor ve kibarlıklarından ötürü teşekkür ediyoruz. Ama gazetenin varoluş nedeni sorgulandığında bu kadar nüfus, bu kadar halk olmasa kime gazete çıkartırız.

 

**

 

Geçtiğimiz hafta Gebze’de gündemi oluşturan bir habere daha imza attık. Sel faciasında hayatını kaybeden Esin Doğan’ın babası Remzi Karadağ’ın bir hadiseden ötürü oğlu ile birlikte Cumhuriyet Polis Merkezi’nde dayak yediğine dair iddia ilçemizde hayli tartışıldı. Gerek kişisel, gerek kurumsal olarak hassas olduğumuz konulardan biri, şiddettir. Kaldı ki kişinin kendisini aleni şekilde ifade etmesi de haberin önünü açtı. Remzi Karadağ, “Böyle, böyle bir iddiam var ama fotoğrafımı çekmeyin. Adımı yazmayın” deseydi ya hiç haber konusu edemezdik ya da manşetten, o şekilde, kent gündemini değiştirecek tarzda veremezdik.

Haber içeriğinde yer alan şekilde yurttaşa karakolda dayak atmakla suçlanan, kim olduğunu bilmediğimiz polis memurlarını, kim olduklarını bilseydik dahi konuşturamazdık. Hem 657’ye tabi devlet memurları olmaları, hem de devletin yurttaşları arasındaki bariz ayırımcı uygulamasından ötürü sendikalı olamamalarından dolayı o imkan yoktu. Kurumsal anlamda görüştüğümüz ancak kişisel konumda adının yazılmaması hakkını kullanan üst düzey emniyet amiri ile görüşmemizden algılayabildiğimiz kadarını, haberin içinde iddiaya yanıt modunda verdik. Telefonla yaptığımız görüşmede hangi taraf kendini karşısındakine ne kadar anlatabildi bilmiyorum ama ben karşımdaki kişide, haberin yayınlanması durumunda kişisel sicilinin zevale uğrayacağına dair bir kaygı sezinledim. Yanlış da sezinlemiş olabilirim. Bu arada hadiseye ilişkin son taze bilgiyi de buradan paylaşayım: Soruşturma başlatıldı. Bir kurumun kendisi içinde soruşturma yapamayacağından esasla, İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından sürdürülüyor.

 

**

 

Önceki günkü sayımızın altıncı sayfasının ikinci haberinin başlığı, “İsimleri yayınlayınca yargıyı etkilemişiz” idi. Haberde ince ayar yorum da vardı. Bilgi edinme yasasına atfen Çayırova Belediyesi’nden arsa davasında davalıların isim bazında kim ve mümkünse kaç metrekare arsaları bulunduğuna dair bilgilendirme istedik. Zaten 800 kişi civarı ismin yer aldığı liste elimizde vardı ve yayınlamaya başlamıştık. Belediyenin talebimize yanıtı hafta başında geldi. Meğer Bilgi Edinme Kanunu’nun 20’nci maddesinin ( c ) bendinde, ‘Yargılama görevinin gereğince yerine getirilmesini engelleyecek nitelikteki bilgi veya belgelerin bu kanun kapsamı dışında olduğu’ hükmü yer almakta imiş. Komediyi görüyor musunuz? Sen önce bir meclis toplantısında, “Rantçılar var” dedi. O iddianın basında yer almasından sonra çark et üstelik yanlış yazdı diye basını suçla. Ve zaten bir şekilde yayınlanan isimlere rağmen yasanın o maddesini gerekçe göster. Madem o isimlerin yayınlanması yargıyı etkiliyordu. Madem arsa davasına ilişkin konuşmalardan bile etkileniyordu yargı. Şimdiye kadar niye arsa davası üzerine yayın yasağı kararı gelmedi.

Ve sözlü olarak da ifade ettiğim bir tezimi yazmaktan da asla erinmiyorum. Çayırova için 2004 – 2009 döneminin en büyük talihsizliği ve seçmen hatası, Ziyaettin Akbaş’ın belediye başkanı seçilmesidir. Çayırova Akbaş ile değil ileriye gitmek, gerilemektedir. Türkiye’de bu dönem ilçe statüsü edinip de gerileyen muhtemelen tek yerleşim yeri olarak tarihe geçecektir. Bu ortaçağ hatta ilkçağ zihniyeti siyasi geleneği 1946 ruhuna dayanan Akbaş’tan ötürü Çayırova’yı taaa 1946’lara kadar götürecektir muhtemelen diyorum. Başka da bişi demiyorum.

Bu yazı toplam (825) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?