Yükleniyor...
Aktan Uslu

Aktan Uslu

aktanuslu@gmail.com

Ben Demirkol’dan böyle öğrendim

12 Temmuz 2010 Pazartesi Saat 13:09

Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki cuma günü akşamı gerçekleşen şiddeti, şiddetle kınarım. Gazeteciler Şenol Aydın, Uğur Saray ve İltifat Necefli’ye geçmiş olsun dileklerimi iletirim. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere şiddet ve şiddet biçimleri, haklı kişiyi haksız konuma düşüren ayrıntılardır. Hadisenin boyutlarının 10 Temmuz’a sıçraması, Ragıp Demirkol’u andığımız bir güne de yansımıştır. Çayırova Belediye Meclisi’nin CHP yerel iktidarında oy birliği ile adını verdiği, AKP yerel iktidarında yine oy birliğiyle alınan karar sonrası Demirkol’un kim olduğunu ifade eden iki devasa panosunun o bulvara asıldığı ve mütevazı şekilde açılışının yapıldığı bir güne denk gelmesi de ayrıca üzücüdür.

Cumartesi günü Gebze Adliyesi önünde gazeteci arkadaşları gördüm. Gerek bir röportaj randevusu, gerekse aralarında bir de “gazeteci”nin yer almasından ötürü görmezden geldim. Röportaj çıkışı bu sefer Orhan Keskin ile beraberindeki arkadaşları gördüm. Herkes hadisenin bu boyuta gelmesinden, şiddete uzanmasından dolayı üzgündü. Orhan Keskin, “Eyüp (Ayar) abi, adliye önünde bekleyen gazetecileri çağırdı. Sen gitmedin mi?” diye sordu. Bihaber olduğum için gitmediğimi söyledim. Açık yüreklilikle belirtmek isterim ki mazisini bildiğim meselede, “Kimden yana tarafsın” denseydi Yeşilkaya, Keskin ve arkadaşlarından yana taraf olurdum. Ancak meselenin içine şiddetin bulaşması, bence haklı konumda olan kişiyi haksız konuma düşürüyor. Bu yüzden, taraf değilim.

O esnada biraz olsun şahsımı teselli eden tek ayrıntı kimsenin yapılanı savunmaması oldu. O mecliste kimse, “Hak ettiler. İyi ki vurduk, vurdular” demedi. Ancak İltifat Necefli’ye ait Marmara Vitrin Gazetesi’nin sitesinde haberin “Eşkıya karakol bastı” başlığıyla vermesi, şiddetin sürdüğünün göstergesi oldu. Elbette psikolog değilim ancak bu konuda dinlediğim psikologlar, okuduğum kimi bilgilerden esasla şiddetin sadece kavgadan ibaret olmadığı konusunda bilgi sahibiyim. En basitinden psikolojik şiddet diye bir şey var. Kişi kişiyi sadece yumrukla, tekme tokatla değil icabında iki çift laf ile de dövüp yaralar ve psikolojik şiddetin en yaygın görüldüğü yerler arasında ev ve işyerleri gelmektedir. Basın ve basın mensubu da kişiyi bazen, “Eşkıya karakol bastı” başlığı ile döver ve unutulmamalıdır ki şiddet, biçimi her ne olursa olsun şiddeti doğurur.

Edindiğim izlenim ve bana anlatılanları doğru saydığımızda Uğur Saray ile akabinde Şenol Aydın ve İltifat Necefli’nin uğradığı saldırıyı, maruz kaldığı şiddeti, psikolojik şiddet diye tanımlanan şiddet körüklemiştir. Bir siyasi partinin ilçe başkanının basın toplantısında koltuğa yayılıp tespih sallayanların, meslektaşları tarafından “Ayıp oluyor” diye uyarıldığında, “Kimsenin nasihatine ihtiyacımız yok” demesinden esasla başta adap olmak üzere alınacak derse ihtiyacı olmadığı, en azından kendisinin öyle zannettiği sanılabilir. İşte o alınacak derse ihtiyacı olmayan kıdemli gazetecinin yanında çalışan kıdemsiz gazetecinin halbuki biraz birilerinden örnek almaya, derse ihtiyacı vardır. O dersi yanında çalışmakla birlikte meslek deneyiminden faydalandığı kişiden alır. Dersi verenin teorisinin yanı sıra pratiği de derstir. Bu aşamada dersi alan da, dersi verene benzemeye başlamış ve henüz mesleki anlamda yolun başında olduğu süreçte oturuşu, kalkışı, yürüyüşü, afrası tafrası değişmiştir.

 

Çayırova Polis Merkezi önündeki şiddeti üzerine basarak ifade ederim ki anlatılanların doğru olduğunu varsaydığımızda oradaki kalabalığa, “Şunu da yazacağım. Bunu da yazacağım…” türü sözlü sataşma, bir diğer tanımla psikolojik şiddet körüklemiştir. Psikolojik şiddet, fiziki şiddeti tetiklemiştir. Nasıl ola ki karaktersiz şahsiyetsiz tavşandan yüreksiz korkaklar belinde çifter, çifter taşıdıkları delikli borulardan aldığı “güç”le korku imparatorluğu üzerinden malı götürmeye çalışırken psikolojik şiddet uyguluyor ise gazeteci de muhataplarına “Yazacağım. Edeceğim. Görürsünüz siz” türü cümleleri ile bir benzerini uyguluyor. Halbuki gazeteci “Yazacağım” diye tehdit savurmamalıdır. “Yazdım” diye pratik sergilemelidir.

Şahsım adına konuşuyorum ki benim bu meslekte alacağım daha çok ders, öğreneceğim daha çok konu var. Mesleğe bugün başlayan birinde bile bana öğretecek çok şeyi olduğuna dair bir tespitim var. Bu meslekteki ilk hocam merhum Necdet Güngörsün’dür. İkincisi merhum Ragıp Demirkol. Çok ama çok kızıp tepkimi sözlü ifade etmemin bedelini ceketimi alıp gitmekle ödesem de Bizim Kocaeli’deki 1.5 yıllık sürecimde Güngör Arslan ve Serpil Çolak’tan da çok şey öğrendim. Galip Ataman’dan araştırmacı gazetecilik konularında biraz bir şeyler  kaptım. Ve diğerlerinden bir sürü şey öğrendim.

Bir örnekle bağlamam gerekirse cumartesi günü 10’ncu ölüm yıldönümünde andığımız Ragıp Demirkol’dan uzlaşıyı, empatiyi, hoşgörüyü öğrendim. Zaten doğa gereği müsait olduğum hümanizmimi pekiştirdim. İddia ediyorum ki Cuma günü Mehmet Akif Ersoy Parkı’nda Ragıp Demirkol olsaydı mesele karakola sıçramazdı. Demirkol karakolun önünde olsaydı, kavga çıkmazdı. Bu yorumda Demirkol’dan öğrendiklerini yazdım. Çünkü o sürekli bilginin paylaşılmasını da savunan bir güzel insandı. Işıklar içinde yatsın diyorum, başka da bişi daha diyorum.

Ben bu saldırının Uğur Saray’a yönelik olanını kesinlikle yer, zemin, mazi, kişinin tavır ve davranışları, akabinde Marmara Vitrin’deki haber başlığı ile bir bütün olarak ele aldığımda basın özgürlüğüne, basın çalışanına yapılan saldırı olarak algılamıyorum. Şiddeti kınıyorum. Akabinde Şenol Aydın ve İltifat Necefli’ye yönelik saldırı basın özgürlüğünü gıdıklamaktadır. Basının haber alma özgürlüğü ekseninde kınıyorum.

Bu yazı toplam (822) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?