Yükleniyor...
Prof.Dr.  Alaeddin Bobat

Prof.Dr. Alaeddin Bobat

bizimdarica@gmail.com

Gönüllü zirvesi-1

07 Mayıs 2012 Pazartesi Saat 21:43

Eden kendisine eder, yapan bulur ve çeker. 
Unutma kazanmak koca bir ömür ister.

Kaybetmeye ise anlık gaflet yeter.

                                                    Mevlana

 

28-29 Nisan 2012 tarihlerinde İstanbul Teknik Üniversitesi Gönüllülük Kulübü’nün(İTÜGK) davetlisi olarak İstanbul’daydım.

İTÜGK 2004 yılında kurulmuş, gönüllü faaliyetler yürüten ve yaklaşık 250 üyesi olan bir öğrenci kulübü, Toplumsal duyarlılık ve farkındalık yaratmayı,  “sivil toplum” bilincini yaygınlaştırmayı, gençliğin kişisel gelişimini sağlamayı ve İTÜ öğrencilerinin toplumsal sorunların çözümüne yönelik çalışmalarda etkin rol almasını “özgörü(vizyon)” olarak benimseyen kulüp,  toplumsal sorunların üzerine eğilerek fırsat eşitliği, sosyal haklar, gençlik, çevre ve toplum bilinci ile ilgili çalışmalar yapmayı da “özgörev(misyon)” olarak hedeflemiş.

Bu “özgörü ve özgörev” bağlamında İTÜGK, 2012 yılının “Gönüllü Zirvesi”ni  “Doğa ve Çevre” konusuna ayırmış.

Hepimiz SÖZDE doğa dostlarıyız. Gerçekte hangimiz doğa için çaba harcıyoruz? başlığıyla yapılan “Gönüllü Zirvesi” aslında çarpıcı bir gerçeği de gözler önüne seriyor. Hepimiz doğaseveriz ! Hepimiz çevreciyiz ! Peki bunca doğa tahribatı, bunca aymazlık neden? Doğayı ya da çevreyi sevmek yalnızca yeşili, maviyi ve diğer renkleri sevmek midir? Doğa kim tarafından ve ne pahasına yok ediliyor? Sevmek beraberinde bilinçlenmeyi ve emek harcamayı da gerektirmiyor mu?

Zirvenin ilk oturumu “toprak” olarak belirlenmişti. Ancak Buğday Derneği’nden sunumu üstlenen kişi gelmeyince, toprağı anlatmak Doğa Derneği’nden Serhat Demirkol’a düştü. Doğal olarak bir gece önceden bilgilendirilen Serhat, herhangi bir görsel sunum hazırlayamadığı için sözel olarak toprağı anlatmaya çalıştı. Durum böyle olunca, Doğa ve Çevre’nin en temel konularından biri olan toprak güme gidecekti. Dayanamayıp çantamdaki yedek belleklerden birinde daha önce hazırlamış olduğum bir sunuyu gözden geçirip toprak konusunu bir de ben anlattım.

Bir öğrenci kulübünün böylesine geniş içerikli bir zirve düzenlemesi elbette kolay değildi. Bu tür organizasyonların ne kadar emek gerektiren bir süreç olduğunu da iyi bilirim. Ancak,  “B planları” olmadığı için ve bu durumdan ders çıkartmaları amacıyla “gönüllülere” bir fıkra ile serzenişte bulundum.

İkinci oturumun konusu HES’lerdi. İTÜ Enerji Enstitüsü’nden Prof.Dr.Bihrat ÖNÖZ, HES’lerin teknik ve ekonomik önemine değindi ve daha çok klasik müzik tadında bir sunum yaptı. HES’lerin yararları ve ekonomiye katkıları olmasına karşın yanlış projelerden dolayı bir tepkinin oluştuğunu söyledi.  Söz sırası bana gelince katılımcılara “Anadolu Türküsü” söyleyeceğimi ve sunumun bir türkü tadında olacağını açıkladım.

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Türküler Dolusu” şiirinde yazdığı;

….

Şairim,

Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası,

Ayak seslerinden tanırım.

Ne zaman bir köy türküsü duysam,

Şairliğimden utanırım.

 

dizesiyle sunuma başladım. “Yavaş ve sessiz olur akarsuların ölümü” başlığı altında yazdığım sorunlara da değinerek tüm bilgileri ayrıntılarıyla resimler eşliğinde anlattım.

Sanırım sunumlar dikkatle izlendi ve hem Bihrat hanıma hem de bana oldukça fazla soru geldi. En can alıcı sorulardan biri ise, artan enerji gereksinmesinin hangi kaynaktan karşılanacağı idi. Bu soruyu Bihrat Hocam da vurgulayarak tekrarladı. Aslında yeni, yerli ve yenilenebilir enerji seçeneklerinin artırılması çeşitlilik ve sürdürülebilirlik açısından oldukça istenilen bir durum. Ancak, “ağaca bakıp ormanı görmemek” sözünde gizli olan en önemli nokta “enerji verimliliği” ve “tüketim alışkanlığının değiştirilip tasarruf eğilimin artırılması” ile  “kaynak algısından varlıkalgısına” geçilmesiydi. Çünkü ister orman olsun ister su olsun herhangi bir doğa parçasına “kaynak” olarak bakıldığında, doğrudan o kaynağın kullanılması ve bu bağlamda “tüketilmesi” beyinlerde yer etmektedir. Oysa, algılardaki “varlık” kavramı, bu varlığı kullanıp tüketmekten daha çok, yok etmeden-sürdürülebilir biçimde faydalanmayı beraberinde getirmektedir. Eğitim-deneyim ve birikimle biçimlenen genç beyinlere bu “varlık” algısının yerleştirilmesi ve “tüketim toplumundan sürdürülebilir üretim toplumuna” geçilmesiyle, bence,  işi kökünden halletmek çok daha ekonomik olacaktır. Kolay mı? Elbette değil. Ancak bir yerden de başlamak gerekmez mi?

Bu arada oturum süresi çoktan aşılmış ve saat 13.30 olmuştu.

Bu yazı toplam (1147) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?