Yükleniyor...
Bedriye Yıldızeli

Bedriye Yıldızeli

bedriyeyildizeli@gmail.com

Her şey yasak! Tabii ki grev de…

04 Haziran 2012 Pazartesi Saat 20:58

AKP'nin havayollarındaki grev yasağını TBMM'den geçirmesiyle birlikte uzun mücadeleler sonucu kazanılan grev hakkı tartışmaya açıldı. 1908'den sonra yasaklanan grevler, işçi sınıfının mücadelesi sonucunda bir hak olarak kazanılmasına rağmen, 12 Eylül ve sonrasında AKP yasak geleneğini sürdürüyor.

AKP'nin "stratejik sektör" olarak değerlendirdiği havacılık sektöründe grev yasağı getiren yasayı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden geçirmesiyle birlikte, işçi sınıfının uzun yıllar boyunca mücadele ederek kazandığı grev hakkının tek bir sektörde de olsa tartışmaya açıldığı bir süreç başlamış oldu. AKP cephesinden gelen açıklamalar, grev yasağını olumlu karşılarken, 12 Eylül Anayasası'nın bile tümden yasaklayamadığı grevlerin AKP iktidarında yasadışı hale getirileceği görülüyor.

Türkiye'de grev yasakları, Osmanlı Devleti'ndeki ilk işçi eylemlerine kadar uzatılabilirse de, kanuni olarak 1908 Devrimi'nden sonra yürürlüğe giren Tatil-i Eşgal Yasası ile başlatılıyor. 2. Meşrutiyet'e giden süreçte İstanbul, Selanik, İzmir, Adana gibi şehirlerde çok sayıda greve imza atan işçi sınıfı, meşrutiyet yönetiminin 1909 yılında çıkardığı bu yasa ile birlikte kanunen grev yasağına tabi tutulmuştu. 1908'de önce muvakkat, bugünkü KHK'lere benzer bir düzenlemeyle, resmi daire çalışanlarının, demiryolu, su, gaz, elektrik, tramvay, rıhtım, liman işçilerinin greve çıkamayacakları belirtildi. 27 Temmuz 1909'da ise geçici yasa kalıcı hale getirilerek, "toplum menfaatlerine aykırı" grevlerin yasaklandığı duyuruldu. Bu yasa ayrıca sendikalaşmayı da illegal hale getirdi.

Cumhuriyet döneminde grev yasakları
Cumhuriyet döneminde uzun yıllar grev ile ilgili anayasal bir düzenleme yapılmamasına rağmen, özellikle Takrir-i Sükun Kanunu ile birlikte sola ve işçi sınıfına yönelik yasakların bir kalemini de grevler oluşturdu. 1936 yılında çıkartılan 3008 sayılı iş kanunu ile birlikteyse, grevin tanımı yapılmış ve grev yasaklanarak yapılması suç sayıldı. Benzer şekilde, 1947 yılında sendikaların yasal hale gelmesine rağmen, İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendika Birlikleri Hakkında Kanun, sendikaların grev yapmalarını, üyelerini greve teşvik etmelerini ve greve teşebbüs etmelerini yasakladı.

Grevlerin yasak olmasına rağmen 1950'li yıllarda işçi sınıfının fiili grevler gerçekleştirdiği biliniyor. 27 Mayıs'ın ardından yürürlüğe giren 1961 Anayasası'nda toplu sözleşme ve grev gibi haklar belirtilmesine rağmen, konuyla ilgili herhangi bir yasal düzenleme yapılmadı. 31 Aralık 1961 tarihinde Türk-İş’e bağlı İstanbul İşçi Sendikaları Birliği'nin çağrısıyla İstanbul Saraçhane'de toplanan yüz bin işçi, “şartsız grev istiyoruz”, “grevsiz sendika silahsız askere benzer”, “grevi suç sayan zihniyet suçludur” gibi sloganlarla taleplerini dile getirerek, yıllar sonra ilk kez işçi sınıfının meydanlara indiği ve hak aradığını gösterdi.

1963 yılına gelindiğinde ise, Türk-İş'e bağlı Maden-İş Sendikası'na üye 170 işçi, fazla mesailerinin ve yıllık ikramiyelerinin tam olarak ödenmemesini, sendikadan ayrılmaları için baskı yapılmasını ve Maden-İş Şişli şube başkanı ile işçi temsilcilerinin işten çıkarılmasını protesto etmek amacıyla 28 Ocak'ta iş bırakarak tezgah başında oturma eylemine başlattı. Grevin hâlâ yasak olduğu bu tarihte Kavel işçilerinin direnişi de büyük ses getirmiş ve 275 Sayılı Toplu İş sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle grev yasal gelmişti.

12 Eylül'den sonra
12 Eylül Darbesi'yle birlikte, 27 Ekim 1980 tarihinde yürürlüğe konan 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun ve 24 Aralık 1980 tarihinde yürürlüğe konan Süresi Sona Eren Toplu İş Sözleşmelerinin Sosyal Zorunluluk Hallerinde Yeniden Yürürlüğe Konulması Hakkında Kanun ile birlikte grevler yasaklandı.

6 Ekim 1983'te sona eren grev yasakları, 1982 Anayasası'nda çeşitli gerekçelerle devam etti. "Bölünmez bütünlüğe aykırı" durumlar, savaş ve seferberlik halleri gibi hak ve özgürlükleri sınırlama yetkisi veren hükümler haricinde, özel olarak grev hakkına dair de "iyi niyet kurallarına aykırı, toplum zararına ve milli serveti tahrip edecek şekilde kullanılamayacağı" belirtildi. Bütün bunlara, "siyasi amaçlı grevler" de dahil edildi.

Yasada can ve mal kurtarma, mezarlık, su, elektrik, havagazı, linyit üretimi, doğal gaz ve petrol, petrokimya, bankacılık, noterlik, itfaiye, toplu taşıma gibi alanlarda ve sağlık, eğitim ve ordu gibi iş kollarında grevler açıkça yasaklandı. Örneğin 1986 yılında ANAP iktidarı döneminde PETKİM, "stratejik" bir işletme olduğu iddiası ile grev yasağı kapsamına sokuldu.

Yakın dönemde grev yasakları
AKP iktidarı döneminde, kamu emekçilerinin önündeki grev yasağı sürerken, işçilerin gerçekleştirdikleri grevlere karşı çeşitli oyunlara başvuruldu.

Bunun en açık örneği, 2007 yılında Türk Telekom işçilerinin 44 günlük büyük grevinde görülmüştü. Dönemin Türk Telekom İcra ve Yönetim Kurulu Başkanı Paul Doany'nin yaptığı "Mücbir sebep teşkil eden grev boyunca müşterilerimizin mağdur olmaması ve ülkemizde iletişim hizmetlerinin kesintisiz devam etmesi için görevinin başında canla başla çalışan tüm Türk Telekom çalışanlarına en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz. Ayrıca, müşterilerimiz başta olmak üzere tüm kamuoyuna, bu süreç esnasında gösterdikleri sabır ve anlayış için teşekkürü borç biliriz." açıklaması tepkilere neden olmuştu. "Mücbir sebep", hukukta görevin, taahhüdün ve sorumluluğun yerine getirilmesine engel teşkil edebilecek nitelikte bulunan ölüm, hastalık vb. haller için kullanılıyor. Mücbir sebep halinde, kişi ile meydana gelen sonuç arasındaki nedensellik bağının kalktığından ve iradesi dışında meydana gelen sonuç sebebiyle kişiye yüklenebilecek hiçbir kusurun bulunmadığından söz ediliyor. Telekom grevinin mücbir sebep sayılıp sayılamayacağı da grev sırasında gündeme gelmiş, Telekom’un ABD destekli Suudi-Lübnanlı patronları grevin “mücbir sebep” olduğunu ileri sürerek hem sorumluluktan ve açılabilecek tazminat davalarından kurtulmaya çalışmış hem de bunun tamamıyla kendilerinin sorumluluğu dışında “işçilerin çıkardığı bir sorun” olduğu fikrini yaymak istemişlerdi. Daha önce Yargıtay’ın çeşitli durumlar için almış olduğu “yasal bir hakkın kullanımı olan grevin mücbir sebep sayılamayacağı” kararları olmasına rağmen patronlar yasalardan da aldıkları güçle grevi mücbir sebep sayıyorlar.

Çeşitli defalar değişen iş kanununda, grev yasağının önündeki engeller kalkıyor gibi görünse de, getirilen çeşitli kısıtlamalarla birlikte grev fiili olarak yasak hale getiriliyor. 12 Eylül referandumundaki Anayasa değişikliği ile birlikte kurulan Hakem Kurulu ise, toplu iş görüşmelerindeki anlaşmazlıkları bu kurula havale ederek, ücret artışı için yapılan grevleri neredeyse geçersiz hale getirmiş oldu. Kamu emekçilerinin önündeki grev yasağı ise hâlâ duruyor.

Bu yazı toplam (534) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?