Yükleniyor...
Gökhan Oruçoğlu

Gökhan Oruçoğlu

g.orucoglu@gmail.com

NATO Toplantısı ardından değişen dengeler ve Ortadoğu’nun Geleceği

09 Temmuz 2012 Pazartesi Saat 19:55

4. maddenin çalışmasını talep edilmesinin ardından yapılan NATO toplantısından çıkan bildiri bu şekilde. Zaten beklendiği şekilde çıktı fakat bazı konuları yorumlamadan edemeyeceğim. Öncelikle, her ne kadar görüş ayrılıklarım olsa da ve AKP yönetiminde T.C. Devleti kanımca bu krizi oldukça başarılı yönetti. NATO ve Uluslararası teamüllere uygun yollardan gidilmesi ve fevri davranılmaması bizler adına uluslararası camianın Suriye'yi kınaması sonucunu doğurdu. Ayrıca bir sonraki misilleme hareketlerimize de resmi zemin hazırlanmış oldu. Bu oldukça basit görünen NATO bildirisinin asıl anlamı ise yine kanımca şu şekilde. Suriye tarafından fütursuz biz hareket gelmedikçe, zaten talep edilmemiş olan 5. maddenin çalıştırılması arzu edilmemektedir. Uluslararası camiada suçlu Suriye kabul edilmiştir. Rusya haricinde, Çin dahil net destekçisi yoktur. Ve en önemlisi Suriye tarafından kara, hava ya da deniz ihlali gerçekleştiğinde, misilleme amaçlı doğrudan karşılık verilecektir. Yani Suriye'nin kullandığı sistem kullanılarak sınırlarımız için her türlü ihlali tehdit kabul ederek doğrudan karşılık vereceğiz. Bu durum Suriye açısından 1. çok dikkatli sınır uçuşları zorunluluğu 2. Deniz hareketliğinde kendisinin değil de Türkiye'nin kabul ettiği kıta sahanlığına kesin uymayı 3. Mülteci kamplarına kafasına estikçe ateş açma döneminin artık kapandığı ve bunun kara sınırlarında agresif bir yaklaşım algısı doğuracağı gerçeğini doğurmaktadır. Bu bağlamda önümüzdeki günlerde gerçekleşebilecek bir misilleme hareketinin oluşması Suriye'nin güvendiği Rusya'nın desteği nedeniyle bir maceraya atılması demek olacaktır. Hali hazırda Rusya'nın dünya liderliğine oynama adına bölgede tekrar başrol istemesi; Afganistan fiyaskosundan sonra gayet doğaldır. Fakat önemli olan bu başrol oynama isteği ile Rusya'nın risk almak istemesi doğal iken, bu oyuna alet olabilecek ülkelerin risk almak isteyip istememeleri ya da bu risklerin almaya değer olup olmadığı iyi tartılmalıdır. Yine paralel şekilde ABD ve AB'nin de bölge üzerindeki planları nedeni ile gösterebilecekleri aşırı destek de Türkiye açısından iyice tartılması gereken bir durum ve risk olarak kalacaktır.

1. dünya savaşından beri dünyanın geri kalanından izole olmanın verdiği güven ortamı ile büyüyen ABD, dünya liderliğini 2. dünya savaşı sonrasında tam olarak perçinlemişti. Soğuk savaş sırasında iki kutuplu dünya düzenine alışan ülkeler ABD'nin kayıtsız şartsız olarak gerek simgesel, gerek ekonomik ve gerek silah üstünlüğünü kabul etmiş ve değişmeyecekmişçesine bu düzene göre geleceklerini planlamışlardı. Sovyet bloğunun dağılmasının ardından ortaya çıkan tablo, aslında Rusya, nın aslında düşünüldüğü kadar büyük bir güç olmadığını ortaya koydu. Bu durumda ABD tek lider ülke olarak arenada kalınca yaklaşık 30 yıl sure ile dünya görece bir denge ve kaos dan uzak donem yasadı. Ta k' 2007 yılında yaşanan mali krize kadar. Bu kriz dünyaya dokunulamaz görülen ABD'nin de küresel anlamda kırılgan olduğunu gösterdi. Ve kanımca ABD'nin, eğer gerekli önlemler alınmaz ise, düşüşü de başlamış oldu. Burada asil önemli olan zayıflayan bir ABD'nin dünya dengelerini nasıl değiştireceğidir. ABD sonrası hiç bir ekonomi ya da silahsal güç tek basına dünya liderliğine bırakın oynamayı aday olabilecek büyüklükte bile değildir. Bu durumda önümüzdeki 20 yıl içerisinde eğer ABD'nin düşüşü önlenemez ise dünya çok kutuplu ve daha kaotik bir döneme girecektir. Bu değişim sırasında yeni gruplaşmalar ve çoklu lider ülkeler ortaya çıkacaktır. Örneklemek gerekirse ABD, Cin, Hindistan ve Rusya gerek nüfus ve gerek ekonomik büyüklük olarak çoklu lider odaklarından olacaktır. Bunun yanında Almanya-Hollanda-Fransa bir yanda ve diğer orta Avrupa ülkeleri bir yanda olmak üzere oluşacak bir çok paktlar ortaya çıkabilir. Bunlar Rusya-Gürcistan-Beyaz Rusya, Brezilya’nın bası çekeceği güney Amerika ve Türkiye’nin bası çekeceği İslam ülkeleri olabilir. ABD'nin bölgesel kontrolün maliyetine katlanmak istemediği gün geldiğinde icazet verilerek Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Kuveyt ve BAE ile Arap yarımadası, Azerbaycan ve Türkmenistan ile Asya kökenli bir İslam birliği adımları atılabilir. Bu birliğe Pakistan, Afganistan ve Malezya gibi ülkelerin katılmasını beklemek çok naifçe olacaktır zira o ülkeler Cin'in ya da ABD destekli Japonya’nın liderlikleri arasında secim yapmak zorunda oldukları bir dönemde olacaklardır. Bu gelişmeler ışığında Ortadoğu ise biraz daha karmaşık ve çok eksenli bir kavga içinde kalacaktır. Hatta sıcak bir savaş durumu bile ortaya çıkabilir. Şöyle ki zayıflayan bir ABD liderliğinde yalnız kalacak ilk ve en önemli ülke İsrail dir. İsrail bölgede varlığını sürdürmek için yeni bir lider bulma durumundadır. Bu durumda Cin iyi bir secim olamayacağından Rusya kozu oynanacaktır ki oynanmaya başlanmıştır bile. Öte yandan gerek bölge ülkeleri ve gerek Türkiye açısından bölgede Rus hâkimiyeti ya da payı kabul edilemez durumdadır. Bu nedenle bölge için yeni bir oluşum ve paktlaşma söz konusu olacaktır. Bu durumda yavaş, yavaş misyonunu tamamlamış NATO'dan kopan Türkiye liderliğinde bir oluşum olasıdır. Yanlış anlamayın bu oluşum ABD icazeti ve planı dâhilinde olacaktır. ABD maliyeti azaltma amaçlı ileri us karakolu mantığı ile dünyayı kaostan koruma amaçlı ve kendi paralelinde yeni ve çoklu liderli bir dünya düzeni kuracaktır. Bu sıcak dönemde Iran ortada kalacağından yüzünü Cin'e döneceği mutlaktır. Bu durumda her ne kadar Rusya desteği var gibi görünse de Iran acısından coğrafi olarak daha uzak Cin ortaklığı daha mantıklı olacaktır. Tüm bu denge savaşları ve stratejik planlamalar suresince en çabuk ısınacak ve çok değişkenli denklem olan Ortadoğu’da sıcak çatışmalar çıkması ve bunların yakin gelecekte olması muhtemeldir. Bu çatışmalar İsrail-Iran, İsrail-Suriye ve İsrail-Filistin ekseninde olacaktır, Tek korkulu senaryo ise su an mevcut Suriye-Türkiye sorununun tırmanarak bölgedeki top yekûn bir savaşın tetikleyicisi olma riskidir. En ufak bir sıcak çatışma durumunda İsrail’in hiç durmaksızın İran’ı vurmaya yelteneceğini düşünmek ne çocukça ne de gerçeklerden uzak bir olasılıktır. Er ya da geç olacak bir savaşın normal termininden belki 1-2 yil öncesine taşınması anlamına gelecektir. Sonuç olarak ABD önümüzdeki 20 yılın kademeli yetki devirlerinin planına ve uygulamasına kanımca başlamış durumda bu devir aşaması sağlıklı ve kontrollü, ya da en azından planlandığı gibi olmaz ise, dünya dengesiz ve çok kutuplu bir döneme geçecektir. Bu kaçınılmaz.

Bu yazı toplam (1069) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?