Yükleniyor...
Tuğba Tekeli

Tuğba Tekeli

tugbatekeli@gmail.com

Vitrindeki hayatlar

03 Eylül 2012 Pazartesi Saat 18:29

Bazen yanlış zaman diliminde hapsolmuş bir yabancı gibi hissediyorum kendimi. Yaşadığımız yüzyıl bize sunduğu nimetlerle bizi adeta büyülüyor ama aynı zamanda kendisine bağımlı insanlar haline de getiriyor.  Yaşam artık ne eskisi kadar içten, ne öyle masum ve dürüst ne de umut yüklü. Şimdi çoğu şey reklamlardan, gösterişten ve rollerden ibaret bana kalırsa.

Eski filmleri bu yüzden hala çok seviyorum. Çünkü oradaki insanların yüzünde sevgiyi, umudu, mutluluğu, tutkuyu ve neşeyi görebiliyorum. Bugünlerde her şey birbirinin aynısı; öyle ki konuşmalar bile aynılaştı. Bakıyorum da kişisel bağlamda da başka hayatları taklit eder olduk. Bencilliği taklit ediyoruz, tüketimi taklit ediyoruz, kelimelerimizi ve sesimizi bile taklit ediyoruz. Kimse kendi gibi değil artık. Bu yüzden insanlara inanmak kat be kat daha güç.

***

Vakit buldukça okuyorum, her ne olursa. Okumak bana hep iyi geliyor aynı yazmak gibi. İnsan okumayınca yazamıyor da zaten, okumak kelimelerimi besliyor. Böylece yeni kelimeler doğurabiliyorum. Okuduğum yazılardan birinde insanların hayatlarını vitrinde yaşadığını anlatıyordu, yani en azından söylemeye çalıştığı buydu. Bazılarımız da aynı bir mağaza camından içeri bakar gibi başkalarının hayatlarına bakıp onları taklit etmeye çalışıyoruz. O kadın gibi giyineyim, onun gibi anne olayım, onun yaptıklarından yapayım hatta yapılmış olanı alayım yeni gibi sunayım, hep kendimi düşüneyim ve ben karlı çıkayım, rahat para kazanayım, yiyeyim içeyim gezeyim de, mutluluğu böyle şeylerde bulayım diye düşünüyoruz. Bu fikirler toplumda öyle kabul görür hale geldi ki artık, işte vahim olan da bu, doğru olduğuna inanmaya başladık tüm bunların. O kadın gibi anne olamadığımız için toplum bizi suçlar vaziyete geldi, herkes gibi giyinmediğimiz için öteki statüsündeyiz uzun zamandır… Herkes gibi konuşmadığımız için asosyaliz veya aptalız, pıt pıt telefondan her dakikamızı sosyal medyada paylaşmazsak çağa ayak uyduramayan yaşlılar gibi hissediyoruz. Kimsenin artık arkadaşlık, dürüstlük, doğruluk, sevgi, empati gibi kavramlar umurunda değil. Hele genç nesil gerçekten süslü vitrinlerinde dolaşıyorlar hayatın. Öyle yavan ki muhabbetler, öyle içi boş ki arkadaşlıkların, öyle çamurlu ki hayal dünyaları, inanamıyorum.

***

Ebeveynler çocuklarına aslında bunların hepsinin illüzyondan ibaret bir dünya olduğunu anlatmalı. Önemli olanın kendimiz olmak, istediğimiz insan olmak olduğunu, mutluluğun öyle bulması zor bir şey olmadığını öğretmeli. Ama bunları öğrenen gerçekten çocuk gibi çocuklar da toplumda uzaylı gibi karşılanmamalı. Yoksa kimse gerçeği bilmek istemez ki, herkes gibi olup hayata karışmak her zaman daha kolaydır ve başını ağrıtmaz insanın. Ben güçlü bir farkındalıktan bahsediyorum. İşte bunu başardığımız zaman toplum olarak da mutluluğu ve başarıyı yakalamış oluruz. Bunun içinde öncelikle kişisel başarılar edinmeliyiz, kendimizi yenilemeliyiz, alışkanlıklarımızı değiştirmeliyiz, olmak istediğimiz kişi olmak için çaba göstermeliyiz, yaşamak istediğimiz dünyayı kurmak aslında ellerimizde. Hazıra konup bize sunulan süslü hayatları yaşamak zorunda kalan tembellerden olmamak için elimizden geleni yapmalıyız. Çünkü tüm bunlar için bir şansımız daha olmayabilir!

Bu yazı toplam (634) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?