Yükleniyor...
Prof.Dr.  Alaeddin Bobat

Prof.Dr. Alaeddin Bobat

bizimdarica@gmail.com

biyolojik çeşitlilik 6

04 Eylül 2012 Salı Saat 13:25

Cahil ile sohbet güçtür bilene,

Çünkü cahil ne gelirse söyler diline.

La Edri

Tabiatı ve biyolojik çeşitliliği koru(!)-MA kanun tasarısında “tanımlar” kısmında “alan kılavuzluğu” adında yeni bir iş yaratılmakta ve alan kılavuzu, “alan kılavuzluğu eğitimi sonrasında sertifika ve kimlik almaya hak kazanmış kişi” olarak tanımlanmaktadır. Aynı tasarının 13/b maddesinde ise “korunan alanlarda görevlendirilecek alan kılavuzluğu için alan dahilinde yaşayanlara alan kılavuzu olarak yetiştirilmelerinde öncelik verilir. Bu alanlarda ihtiyacın karşılanamaması durumunda komşu alan veya yakın çevrede yaşayanların alan kılavuzu olarak yetiştirilmeleri konusunda Bakanlık ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapar” denilmektedir.

Alan kılavuzluğu nedir ve alan kılavuzu ne iş yapar? Eğer alan kılavuzluğundan kastedilen “doğa rehberliği” ise, eğitimi ve sertifikası kim ya da hangi kurum/kuruluş tarafından verilecektir? Eğitimin süresi ve içeriği ne olacaktır? Korunan alanlarda görev yapacak olan “alan kılavuzları”, o alanlardaki flora ve faunayı bilimsel olarak tanıtabilecek mi? Dağ, ova, kurak alan vb. ekosistemlerini anlatabilecek mi?  Bu eğitimi almış olanları hangi kurum/kuruluş istihdam edecektir? Örneğin biyologlar alan kılavuzu olabilecek midir? Kanun tasarısının birçok maddesinde olduğu gibi, alan kılavuzluğunun da sonradan çıkarılacak yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmektedir.

Yaptırım (!)

Doğaya ve biyolojik çeşitliliğe karşı işlenen fiillerin “kabahat” kapsamından çıkarılıp suç kapsamına girmesi beklenirken, tasarıyla bu beklenti boşa çıkmaktadır. Tasarıda, "Mutlak koruma bölgesinin habitat kaybına yol açacak ölçüde" ciddi tahribatların bile komik denebilecek(bin TL ile beşbin TL arası) bir üst sınırdan cezalandırılması, bu işe kalkışacakları cesaretlendirecek derecede yetersiz kalmaktadır.

Yabancı ve yayılımcı türler(!)

Tüm dünyada önemli gündem maddelerinden birini oluşturan yabancı ve yayılımcı tür girişinin önlenmesi konusu “muğlâk” bir biçimde geçiştirilerek, doğa ve biyolojik çeşitlilik bakımından çok sakıncalı bir durum meydana getirilmektedir.

Kendi düşen ağlamaz (!)

Türkiye’de yaklaşık 1.876 tür yok olma tehlikesi altında iken, insanımızın, özellikle de kentlerde yaşayanların, konuya bakışı “Eee.. bana ne, ne olmuş yani ? ” biçiminde özetlenebilir. Oysa bu kanun taslağı, içinde doğa ve insan sevgisi olan herkesi yakından ilgilendirmektedir. Temiz hava solumak, temiz su içmek, yeşil bir çevrede yaşamak, hastalıklardan, kıtlıklardan, açlıklardan uzak durmak istiyorsak, tabiatı ve biyolojik çeşitliliği anlamak, sahip çıkmak, korumak ve kollamak zorundayız. Sonra “Neden kanser sayısı arttı ? Neden şehirlere göç bu kadar fazla ? Neden hormonlu gıda yiyoruz ? Neden çocuğum devamlı hasta ?” diye ağlamak var işin içinde. Çünkü bütün bunlar, birbirine bağlı.

Aynası iştir kişinin (!)

Kanun taslağına ilişkin özellikle sivil toplum kuruluşlarınca yapılan eleştiriler, doğayı ve biyolojik çeşitliliği “sürdürülebilirlik” ekseninde, “tek taraflı olmayan şekilde” , ekolojik dengeyi gözeterek ve ekosistemi koruyarak daha iyi yönetme kaygısıyla dile getirilmektedir. Çünkü, bugüne değin sürdürülen uygulamalar bu kaygıları azaltmak yerine artırmaktadır.

Sözün Özü…

Çağdaş toplumlarda yasa ve yönetmelikler birer hukuksal belgedir ve uyulması gerekli zorunlu kuralları ortaya koyar. Ancak, doğa ile barışık yaşayabilmek, yasa ve yönetmelikler yanında sevgi, uyum ve doğal dengenin bileşimi gözetilerek ve ancak doğanın kurallarına göre mümkün olabilmektedir. Antik çağda(MÖ 1650-1450) Hititler bile körü körüne itaatkârlığı, boyun eğme ve mistizmi benimseyerek değil, diğer canlılarla birlikte doğanın dengelerini gözetip koruyarak bilinç ve yaşam tarzlarını oluşturmuş ve içselleştirmişlerdir. Yani Hititlerde yaşam kültürü, insanla doğanın birbirine karşılıklı saygı, uyum ve inanç esasına dayalı, ayrılmaz bir parça görünümü kazanmıştır. Böylece oluşturulmuş bir hukuksal yapı, doğal Hitit toplumsal yaşamını yansıtmakla beraber, aynı zamanda özen ve sorumluluğun da eşit oranda duyulduğu bir düzeni beraberinde getirmektedir. Günümüzde de doğal varlıkların “sürdürülebilir yönetimi”, en az Hititler kadar duyarlı olmaktan; geçmişte edinilmiş bilgi, birikim ve deneyimi doğa ile uyumlu biçimde kullanmaktan geçmektedir.

Bu yazı toplam (365) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?