Yükleniyor...
Prof.Dr.  Alaeddin Bobat

Prof.Dr. Alaeddin Bobat

bizimdarica@gmail.com

Yal-a-k-a-lık Üzerine…

03 Ekim 2012 Çarşamba Saat 13:05

Bir ülkede, yalakalığın getirisi

Dürüstlüğün getirisinden fazla ise,

O ülke batar…

Montesquieu

 

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre;

Yal : Köpek ve ineklere yedirmek için un ve kepekle hazırlanan yiyecek

Yala : Yalamak eyleminin emir kipi

Yalak : Hayvanların su içtikleri taş ya da ağaçtan oyma kap

Yalaka : Kendine çıkar sağlamak için orun(makam) sahibi ve varlıklı kişilere yardakçılık eden kimse, çanak yalayıcı, yaltak.

 

Halk arasında ise yalakalık “dalkavukluk etmek” ya da “yağ çekmek, yağ yakmak” anlamında kullanılmaktadır.

 

Kim ve nerede mi bu kişiler?

 

Şöyle çevrenize bir bakın. Yanı başınızda, karşınızda, her kurum, şirket ya da işletmede. Bir bakarsınız belediye başkanının çevresinde, bir bakarsınız müdürün odasında. Bakanların yanında, Daire Başkanının etrafında, bazen şef koltuğunda, bazen hizmetli kılığında. Bazen düz memur, bazen üst düzey bir yetkili.

 

Ancak herkes aynı beceriyi(!) gösteremediği ve midesi kaldıramadığı için yalakalık bir sanat(!) olarak da kabul edilebilir. Artık doğuştan bir yetenek mi, yoksa sonradan kazanılan bir özellik mi, tartışmaya açık. Ülkemiz gibi, aydın kültürünün tutarlılıkla pekişmediği, köylü kurnazlığının ya da “köprüyü geçene kadar…” mantığının geçerli olduğu toplumlarda yalakalığın sınırını çizmek oldukça güç. Ayrıca, sorun yalakalarda mı, yoksa insanları bu yola iten bürokratik ve antidemokratik sistemde mi? Ya da yalakalara gerek duyan, çevresinde hep “evet efendim” diyenleri görmek isteyen insan yapısında mı? Her ikisi birbirini tamamlıyor aslında. Yani hem yalakalar kendilerinden belki de herkesten üstün bir insan imgesi (imajı) yaratmaya çalışmakta, hem de etkili ve de yetkili büyüklerimiz etraflarında kendilerine karşı gelemeyecek kişilerin bulunmasını istemekte.

Yetki-Etki İlkesi…

Dalkavukluk ya da yalakalık genel olarak çok yetkili bir yönetici ile yetkisiz ya da yetkileri tamamen alınmış çalışanlar arasında süregelen tipik bir çıkar ilişkisi ile başlamaktadır. Yetkili kişi, bir süre sonra kendisini ve kararlarını beğenen kişileri kendine daha yakın hissetmekte, yalakalar ise yetkili yöneticiyi devamlı överek onu yüceltmekte ve aykırı/farklı düşünceleri kınamaktadırlar. Böylece yönetici kendini dev aynasında görmekte, “her şeyi ben bilirim” havasına girmektedir. Bize de “sen neymişsin be abiiii” demek düşmektedir. Çalışanlar bu koşullar altında yeni fikir üretseler bile yetkiliye ulaşamamaktadır. Böylece yönetici aynı zamanda “ulaşılamaz” konumuna yükselmektedir.

Bir Taşlama…

 

Yalakalar pek çok yazılı ve sözlü metinde hicvedilir. Ama herhalde hiçbir yazı zamanın Antalya Defterdarı Abdullah Çağlayan tarafından yazılan taşlama kadar etkili ve düşündürücü değildir:

 

Tatar ağası gibi dolaşma böyle yaya

El oğluna baksana, ne ar kalmış ne haya

Sen de bir dayı bulup sırtını ona daya

O ne derse huu.. diye salla hemen başını

El ovuştur, gerdan kır, al gitsin maaşını.

Bir kalantor görünce yerlere kadar eğil

El pençe divan dur, bu şerefsizlik değil

Uşaklığı meziyet, riyayı fazilet bil

Ne derlerse huu.. diye salla hemen başını

Gerdan kır, belini bük, al gitsin maaşını.

Kör kadıya şehla de, incitme düz tabanı

Düşküne nasihat ver, kodamana abanı

Zengin ol, sen de aşır her dağdan arabanı

Tekerine taş korlar, sallamazsan başını

Uslu otur, hoş geçin, al gitsin maaşını.

Köpeklerle hırlaşma, tepişme piç katırla

Hamamda kavga olmaz, soyu bozuk natırla

Kulağına küpe yap, bu sözümü hatırla

Kim ne derse huu.. diye salla hemen başını

Eğil, bükül, gerdan kır, zıkkımlan maaşını.

Diyorlar  ki, taç bile baş eğilmezse konmaz

Önünde eğilene, kılış dahi dokunmaz

Dik durdukça bu başın, devlet kuşu da konmaz

Bu dünyada kaide, sallamaktır başını

El öpüp tek öpüp, almaktır maaşını.

Bir soğan soyulurken yaşarıyor da gözler

Hazine soyulurken aldırmıyor öküzler

Hayadan eser yoktur, nafile bütün sözler

Beyhude inat etme, salla hemen başını

Gerdan kır, belini bük, al gitsin maaşını.

 

Taşlamanın yazıldığı yıl 1941. Şu anda 2012 yılının son aylarını yaşıyoruz. Değişen bir şey var mı?

Bu yazı toplam (709) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?