Yükleniyor...
Tuğba Tekeli

Tuğba Tekeli

tugbatekeli@gmail.com

Olmak ya da olmamak!

08 Ekim 2012 Pazartesi Saat 22:16

Çoğu zaman nasıl biri olduğumuzu, nasıl yaşadığımızı anlamadan geçiyor zaman.

Bir de bakıyoruz ki olmayı istemediğimiz yerde; ama her şeyin tam da ortasında bir başımıza kalıvermişiz.

***

Zamanla kavradığımızı sandığımız o engin hayat derslerinin; uygulamaya konmadıktan sonra, yıllarca raflarda saklanan ve müthiş önemli tarih belgelerinden ne farkı kalıyor?

Peki, onları uzanamayacağımız kadar uzağa kim koymuş olabilir ya da onları bu denli erişilmez kılan nedir?  Gerçekten bizi kendimizden bu denli uzağa iten ne olabilir ki? Öyle ya biz aslında her şeyi yargılamacı bir zihne sahip insanlar olup çıkıyoruz günden güne. İlk izlenimlerle kararlarımızı yönlendiriyor, düşünmeden konuşuyoruz. Sonra pişmanlıklar eşliğinde sonbahar yaprakları gibi bir o yana bir bu yana savrulup duruyoruz.

 

***

 

Pencerelerin ardında bir kent var ve kentin içinde gizli kalan milyonlarca hayat.

Pencereden bakmayı denediğimizde öylesine; yüzeysel geçip gideriz tüm o hayatları.

Gördüğümüz sadece beton binalardır veya anlamlandırmaya gayret gösterdiğimiz kent ışıkları.

Keşke daha derine bakabilme yetisine sahip olabilseydik! Ama günümüzde çoğunlukla sahip olamadıklarımız üzerine konuşmayı tercih ediyoruz sanırım. Öyle ki yaşamdan elimize kalan ne varsa unutuyoruz, ufak mutluluklarla yetinmeyi bilmiyoruz, geçmişimizle yüzleşemiyoruz.

Günlük telaşlarda sürüklenirken kendimizi unutuveriyoruz. Asıl yapmamız, yaşamamız gerekeni bir kenara iteliyoruz. Bu da bizi solgun kişiliklere dönüştürüveriyor.

 

Çoğu zaman hayattan ve yaşadıklarımızdan kaçmaya çalışıyoruz. Belki de bunu zamanla bir savunma mekanizması haline getirdiğimizden, giderek daha da alışıyoruz aslında normalde hiç de hoşnut olmayacağımız şeylere, kanıksıyoruz. Alıştıklarımız, zamanla elimizden bırakamayacağımız kadar güçlü bir yapışkan oluyor ve aslında olmak istemediğimiz kişilere dönüşüyoruz.

 

***

 

Sığındığımız güçlü ve uzak limanlarımız vardır hep. Onlardan biri de aslında öyle olmadığımız.

Yani kendimizi kabullenemeyişimiz. Milyarlarca yüz var bu hayatta ve milyarlarca kişiye uygun milyon tane maske; herkesin payına düşen onlarcası. İnsanız, o doymak bilmeyen varlık. Belki de en büyük zaafımız bu, gerçekliğimiz.

 

İnsanoğlu ne zamandan beri bu kadar kör ve bu kadar savunmasız kendine karşı? İnsanoğlu ne zamandır bu kadar zalim?

Bu yazı toplam (466) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?