Yükleniyor...
Bedriye Yıldızeli

Bedriye Yıldızeli

bedriyeyildizeli@gmail.com

AKP Türkiyesinde ihbarcılık kültürü yayılıyor!

13 Aralık 2012 Perşembe Saat 11:24

AKP Türkiye’sinin yarattığı ihbarcı kültürün faturası her gün daha
da kabarmaya başladı. Delilsiz ihbarlar hukuki soruşturmaların dayanakları
haline gelirken, devlet kurumlarında geçtiğimiz hafta bir hekimin intiharına
neden olan bir baskı aracına dönüşüyor.


Geçtiğimiz on yılda ülkemizde muhbirlik, devletin önemli bir kurumu haline gelirken,
yaratılan güvensiz ortam da toplumun da otokontrol reflekslerini güçlendirdi.
Siyasal görüşlerin ya da hayat tarzının da bir soruşturma konusu olabileceğini
gösteren ihbarlar ve sonrasında gelen baskılar, insanları kendilerini iktidar
tarafından meşru olduğu dayatılan bir kalıp içinde sınırlamaya teşvik ediyor.
İhbar mekanizması artık sırf ideolojik ya da siyasal hesaplar değil, insanların
düşmanlık, haset gibi duyguları için kullanılan silahlar haline de gelmiş
durumda.


Memurun tepesinde bir baskı aracı

Bir dış denetim mekanizması olarak yürürlüğe konan “şikayet hatları”nın da AKP
hükümetinin kendi memuru denetleme araçlarından birisi haline gelmesi kamu
çalışanlarından da büyük tepki çekiyor. En önemli özelliği delilsiz ve
dayanaksız olması olan ihbar üzerine açılan soruşturmaların çoğu zaman bir
sonuç elde edilemese de soruşturma açılan kişi üzerinde büyük bir baskı oluşturduğu
biliniyor.


Geçtiğimiz hafta İstanbul Samatya Eğitim ve Araştırma
Hastanesi'nde acil tıp uzmanı olarak görev yapan Dr. Melike Erdem'in intiharı
sağlık çalışanlarını ayağa kaldırmıştı. Sağlık Bakanlığı'nın açtığı "Alo
184 SABİM" hattına yapılan bir şikayet sonrasında ifadesi alınan Dr.
Erdem, çalıştığı hastanenin altıncı katından atlayarak intihar etmişti. Olaydan
sonra TTB, SES ve Dev-Sağlık İş tarafından yapılan açıklamada ise
"sağlıkta dönüşüm"ün can almaya devam ettiği vurgulanmış ve on
binlerce sağlık çalışanının Alo 184-SABİM hattını arayarak, "yetti artık,
çık devreden" diyeceğini duyurmuştu.


Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) ise, “Alo 147” şikâyet hattından gelen ihbarları
değerlendirerek Türkiye genelinde 500 öğretmen ve okul yöneticisi hakkında
soruşturma ve inceleme başlatmış, bu da yine Eğitim-Sen’in tepkisini çekmişti.
“Alo 147”
şikayetleri üzerine açılan soruşturmalardaki sorular ise eğitim çalışanlarının
nasıl bir baskı altına alınmaya çalışıldığını olanca netliği ile gözler önüne
seriyor.


Basına da yansıyan haberlerde bakanlık müfettişlerinin eğitimcilere, "Örgüt üyesi
misiniz?", "Okullarda dini ibadetler özgürce yapılabiliyor mu",
“Hükümet veya MEB aleyhine propaganda yaptınız mı” gibi sorular yönelttiği,
AKP’li bir il başkanının bir okul yöneticisini telefonla arayarak “Bu okulda
Kuranıkerim dersi neden bu kadar az talep edildi” sorusunu sormasından kısa bir
süre sonra önetici hakkında inceleme başlatıldığı ve incelemenin gerekçesinin
“Alo 147 şikâyet hattı üzerinden gelen bir ihbar” olduğu, “Okullarda dini
ibadetler özgürce yapılabiliyor mu”, “Hükümet, MEB ve 4+4+4 eğitim sistemi
aleyhine propaganda yaptınız mı”, sorularının sorulabildiği görülüyor. Kamu
çalışanlarına göre ise 147’li hatlar üzerinden gelen şikayetlerin soruşturmaya
dönüştürülebilmesinin mevuzatta yeri yok.



Muhbirlik ile vatandaş da birbirine güvensizleşiyor

Sevmediği kaynanasını “Ergenekoncu” diye ihbar edenlerin türediği ülkede, halk
da yanındaki insanları ihbar etmeye teşvik ediliyor, sonucunda
ödüllendirileceği vaat ediliyor. Bunun sonucu da güvensiz ve yanlızlaşan bir
toplum oluyor.


Yoksul mahallelerinde birbirini “Alo 186” kaçak elektrik hattı ile
şikayet eden vatandaşlar devletin bu konudaki en önemli takip aracı haline gelirken, “Alo 155” polis imdat hattı ise
sigara içenlerin ihbarı için kullanılmaya başlanmıştı. Polisler zaman zaman
asılsız ihbarlar nedeniyle eli boş dönen polisler bazen de gittikleri yerlerde
sigara içen insanlar bulup ceza yazmışlardı. Sigara içenleri ihbar etmediği
için dayak yiyen lise öğrencisi ise kimseye yabancı
gelen bir senaryo değil.


Devlet’de sıkışınca ihbara sığınıyor

Hukuki çerçevesi sıkıntılı bir mekanizma olab ihbar kurumu, yarattığı bu
esneklik sayesinde devletin kendisini aklamasına da yardımcı olabiliyor.
Örneğin, 2007 yılı Kasım ayında polisin açtığı ateş sonucu hayatını yitiren
Baran Tursun'u "kasten" öldürmek suçundan hakkında dava açılan polis
memuru Oral Emre Atar’ın dava vekilleri “ihbar” nedeni ile teyakkuza geçildiğini
hassas bir dönem olduğunu savunmuşlardı.


Ergenekon ve ardından gelen siyasi duruşmalarda da iddianamelerin sıkıştığı yerlerde
ihbarlar ve gizli tanıklar devreye girmiş ve düğümleri çözmüştü. Bir çok
kovuşturma ise önce delil toplayarak başlatılmamış, aksine deliller “bir ihbar”
üzerine gidilen yerlerde bulunarak dosyalarına konulmuştu. Soruşturma için
gerekli dökümanlar ise yine muhbirler tarafından servis edilmişti.



 

Bu yazı toplam (924) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?