Yükleniyor...
Prof.Dr.  Alaeddin Bobat

Prof.Dr. Alaeddin Bobat

bizimdarica@gmail.com

Kıyamet senaryoları

31 Aralık 2012 Pazartesi Saat 23:43

Acayipleşti havalar,

bir güneş, bir yağmur, bir kar.

Atom bombası denemelerinden diyorlar.

Stronsium-90 yağıyormuş,

ota, süte, ete,

umuda, hürriyete,

kapısını çaldığımız büyük hasrete.

Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm.

Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz,

ya dünyamıza inecek ölüm.

N. Hikmet

 

Kıyamet senaryoları

 

Maya takvimine göre 21 Aralık 2012 tarihinde Niburu gezegeninin dünyaya çarpması sonucu kıyamet kopacaktı. Bu kehanet tutmadı ama, bilim dünyasının yakın gelecekte “kıyamet” belirtisi olarak gördüğü bazı ipuçları, işin ciddiyetle düşünülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Günlük yaşamda pek hissedilmeyen, ancak kulak arkası etmenin sürmesi durumunda oluşacak kıyametlerin belirtileri 5 başlık altında özetlenebilir :

1-                 Sera Gazı Salımı

Yerküre doğal (yanardağ, volkan vb.) ve yapay (insan faaliyetleri) kaynaklardan atmosfere salınan sera gazları(karbondioksit, metan, su buharı ve ozon gibi) nedeniyle giderek ısınmaktadır. Salınan sera gazlarının yarıya yakını atmosferde kalır ve geriye kalan diğer yarısı ise karalar ve denizler tarafından emilir. Ancak, yerküre ısındıkça hem karaların hem de denizlerin sera gazlarını emme kapasitesi düşer ve hatta bu emici ortamlar da zaman içinde sera gazı yaymaya başlar. İnsan faaliyetleri sonucu oluşan sera gazı salımı dursa bile, diğer ortamlardaki sera gazı salımı ve zincir tepkimeler/tetiklemeler durmadıkça yeryüzü için her zaman bir tehlike söz konusudur. Ancak, küresel ölçekte ülkelerin bu konuya önem vermemeleri nedeniyle yapay kaynaklardan salınan sera gazı emisyonunun durması mümkün görünmediği gibi, son günlerde ekonomilerin toparlanması ile emisyonların tırmanışa geçtiği gözlenmektedir. Bu konuda imzalanan Kyoto Protokolü taraf ülkeler tarafından dikkate alınmamakta; ABD ve Çin gibi ülkelerin ise bu protokolde imzası bulunmamaktadır. Kanada bile protokolden imzasını çekebilmektedir. Verilen sözlerin, imzalanan protokollerin gereği yerine getirilmediği gibi, tüm ülkeler artan oranda sera gazını atmosfere salmaktadır. Tüm bu gelişmeler 2100 yılına değin sıcaklık artışının 5-6°C’ye ulaşacağı yönündeki öngörüleri güçlendirmektedir.

2-                 Küresel Isınma

Çok uzak olmayan bir geçmişte Kuzey Buz Denizi kalın buz tabakaları ile kaplıydı. Yaz aylarında bile, deniz yüzeyinin yarısından fazlası bu tabaka ile örtülüydü. Isınan yeryüzü ile yaz aylarındaki erimeyi engelleyen kış dönemindeki “yeniden donma” sona erdi. Isı yansıtan beyaz buz yerine, ısı hapseden koyu renkli su geldi. Denizi çevreleyen karalardaki kar örtüsü daha erken bir tarihte erimeye başladı. Artık daha fazla nem atmosfere karışıyor, daha büyük dalgalar ve fırtınalar incelen buzulları etkiliyor. Bu süreçlere bağlı olarak Kuzey Kutbu yerkürenin herhangi bir noktasına göre iki kat daha fazla ısınıyor. Geçen yaz Kuzey Buz Denizinin yalnızca dörtte biri buzullarla kaplıydı. Bu durum, 1400 yılın en düşük düzeyi olarak kayda geçti.

3-                 İklim Değişikliği

2010 yılında Rusya’nın bazı kentlerindeki hava sıcaklığı 40°C’yi göstermişti. 2003 yılı Ağustosunda Avrupa büyük bir ısı dalgasının etkisinde kaldı. Fransa’nın bazı bölgelerinde sıcaklık 7 gün boyunca 40°C’ye çıktı. Çok sayıda insan, özellikle yaşlı ve hastalar, öldü. 2012 yılının Aralık ayında ise Moskova’da termometreler -50°C’yi gösteriyordu. Yüzden fazla insan öldü. 2011 yılında kar fırtınaları ABD ve Kanada’nın doğusuna aşırı miktarda kar bıraktı. Bu yıl da hava koşulları dünyanın pek çok yerinde yaşamı felce uğrattı. İngiltere’de yaz sağanakları sürerken, ABD tayfunlarla boğuşuyordu. Erzurum ve Kars’ta -30°C’de taşıtlar yolda kalmıştı. Tüm bu aşırılıklar ve geçmişin diğer hava olayları, iklimsel değişimlerin küresel ölçekte arttığını ve iklim aşırılıklarının daha sık tekrarlandığını göstermektedir.

4-                 Tarımsal Üretimde Azalma

İklim değişikliği, küresel ısınma ve karbondioksit düzeyinin yükselmesi ile tarımda üretimin artacağı öngörülürken, tam tersi bir durum meydana gelerek tarımsal üretimde düşüşler yaşandı. Bu yılın başında ABD’de rekor düzeyde hasat bekleniyordu. Oysa, kuraklık ve aşırı sıcaklar nedeniyle beklentiler gerçekleşmedi. İngiltere’de ise aşırı yağmurlar nedeniyle tarımsal ürün hasadı oldukça düşük gerçekleşti. Dünyanın diğer ülkelerinde iklim aşırılıklarından kaynaklanan düşük verim, küresel yiyecek fiyatlarını yeniden tırmanışa geçirdi. Tarımsal üretimde yaşanan bu verimsizlik gelecekte “gıda güvenliği” sorununun ne kadar ciddiye alınması gerektiğini gösterdi.

5-                 Deniz Seviyesinin Yükselmesi

Buzul uzmanları (glasiyolog), süregelen koşullar altında 2100 yılına değin deniz seviyesinin en az 1 metre, en fazla da 2 metre yükseleceğini öngörmektedirler. Bu da, deniz seviyesindeki çok sayıda kentin sular altında kalması ya da oluşacak fırtınalardan olumsuz etkilenmesi anlamına geliyor. Hatta bu konudaki daha karamsar tahminler, buzullar eridikçe zincir tepkime biçiminde erimenin daha da şiddetleneceği ve buna bağlı olarak kaybın daha da hızlanacağı yönünde. Yalnızca Kuzey Kutbunda değil, benzer durumların Güney Kutbunda da belirlenmiş olması, kötümser senaryolara zemin hazırlamaktadır. Okyanus bilimciler (oşinograf) ise deniz seviyesinin yükselmesi ile ilgili  “deniz seviyesindeki yükselme yavaş başlar, ancak uzun dönemde iklim değişimi ve küresel ısınmanın neden olduğu en vahim felakete  kadar gider” saptamasında bulunmaktalar. Deniz seviyesinin yükselmesi ile yaşam alanlarının terk edileceği ve büyük göç dalgalarının yaşanacağı; gıda kıtlığı sonucu toplu ölümlerin ve hatta savaşların çıkacağını da bu senaryolara eklemek gerekir.

Küçük kıyametlerin ipuçları ve özellikle ısınmanın etkisi her zaman belirgin değildir. İklim değişikliği ve küresel ısınmanın insanlar üzerindeki en korkutucu etkisi “ısı stresi” dir. Normal koşullara göre sıcaklığın her bir derece artışında verim % 2 azalmaktadır. Çok sıcak ortamlarda insanlar böbrek yetmezliği, yorgunluk ve ısı çarpması sonucu çalışamaz duruma gelebilmektedir. Bu tür belirtilerde sorun yaratan hava sıcaklığı değil, cildin sıcaklığıdır. Terleme deriyi serinletmekte, ancak rutubetin yüksek olduğu ortamlarda etkisi azalmakta ve bu noktada hissedilen sıcaklık devreye girmektedir. Hava sıcaklığı ile hissedilen sıcaklık arasında rutubet koşullarına göre 5-10°C arasında fark bulunmaktadır. Bu da, yüksek ısı çarpması ve sağlık sorunlarında artış olarak kendini göstermektedir. Serinlemek isteyen insanlar klima kullanmakta, klima kullanımı ise CFC (Kloroflorokarbon) gazlarının atmosfere karışmasını artırmakta, bu da küresel ısınma ve iklim değişimine katkıda bulunmaktadır.  Sıcaklık arttıkça daha çok klima kullanımı beraberinde daha çok CFC gazı salımını getirmekte, daha çok CFC gazı ise küresel ısınmayı daha da arttırmaktadır. Böyle bir kısır döngü sonucu, Nazım’ın “Stronsiyum-90” şiirinde söz edildiği gibi, “ya yaşamak için yeni gezegenler keşfedilecek ya da insanoğlu kazdığı kuyuya düşecek”.

Bu yazı toplam (951) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?