Yükleniyor...
Tuğba Tekeli

Tuğba Tekeli

tugbatekeli@gmail.com

Paris: Anlatılamayan anılar şehri…

07 Ocak 2013 Pazartesi Saat 18:09

Genelde abartıyı pek sevmeyen biri olduğumu söyleyebilirim.

Elbette beğendiğim şeyleri küçük detayları ile anlatmak hoşuma gider ama söyleyeceklerimde, bire bin katmak huyum değildir. Buna rağmen, beş günlüğüne farklı bir boyuta geçtim diyebilirim rahatlıkla...

Paris’ten bahsediyorum...

 Masallardan fırlamışçasına; sihirli, renkli, heyecanlı, kışkırtıcı, romantik, dingin, çılgın, bohem, mistik ve zamanın ötesi ile gerisini kendinde barındırabilen mucizevî şehir.

***

Özellikle gitmek istediğim şehirlerden biriydi Paris. İzlediğim filmlerin de etkisi büyük elbette. Gittim ve filmlerden farklı olmayan bir şehir gördüm. Oradaki hayatımın her saniyesinde kendimi bir film karesinde hissettim. Hayatın fon müziği gibi kulaklarımda hep romantik Fransız şarkıları çalıyordu ki ben hep bunu hayal ederdim. Puf puf çörekler, mis gibi tereyağlı kruvasanlar, renkli şekerlemeler, mini mini tartlar, çeşit çeşit deniz ürünleri ve sayısız çeşitteki tatlı şarapları ile gönlümü fethetmeyi başardı. Kahve daha yumuşak geldi bana ilk kez ve krema kar gibi bembeyazdı adeta. Artık kocaman bir kadın olduğumu unutup çocukça gülümsememle atlıkarıncaya binip hayaller kurdum. O an hayatım sadece benimmiş gibi geldi, bir anda içimdeki sıkıntıların hepsinden arındım ve kendimi müziğe bıraktım. 

***

Tüm bu yaşadığım duygu yoğunluğunu, farklı biçimlerde başka yerlerde de tadabilirim elbette ama çok merak ettiğim bu masallardan çalınma şehri keşfetmek, ona ait hissetmek bana büyük bir haz verdi. Yabancısı olan bizler için bile hiç güçlük çıkartmadı, sanki sokaklarına aşinaymışçasına gezdik. İnsanların tanımasalar bile birbirlerine gülümseyerek selam vermelerine tanık olup sevindik. Medeniyet ne başka bir şey deyip durduk. Her köşe başında dikilip binaları izledik ve o muhteşem eserleri, melekleri, heykelleri, işleri, renkleri… Her yerde gözüm olsun istedim ve her baktığım yeri yeniden fotoğraflayabilmek bir göz kırpışı ile. Rahatça ayak uydurabilir insan o şehre.

***

Peynir tezgâhları, şarap kasaları, sebze meyve pazarları ve antika eşyalar satan pazarlar bir harikaydı. İnanır mısınız, o beş günde sadece bir tane kedi gördüm sokaklarda, o da bir dilencinin yanında duran kedisiydi; bakımlı, temiz ve sevimli bir kedi. Dilenen insanların bile yanlarında kedileri, köpekleri vardı, şaşırdım. Saraylardaki, kiliselerdeki, müzelerdeki o ihtişam bambaşka diyarlara sürükledi bizi. Sanki dünyadaki tüm güzellikleri bir şehirde toplamışlar diye düşündük. Bu kadar mı çok eser olabilir bir yerde? Bu kadar mı tasasız olur insanlar? Sokaklarda kahvelerini, şaraplarını yudumlayan insanların yüz ifadelerini keşke çizebilseydim size. İnsana, hayata değer vermenin nasıl bir şey olduğunu görmenin yaşattığı hissi anlatabilseydim, düşünceli olabilmeyi anlatabilseydim keşke.  Fransızlara soğuk derler ama biz hiç soğuk insanlar tanımadık bu gezimizde. Havaalanındaki pasaport geçişinde biraz üçüncü sınıf insan muamelesi görüp üzülsek de yine de moralimizi bozmayıp göreceğimiz güzelliklere odaklandık. Pastane sahibi kadının sabah sandviçlerimizi alırken kibar bir melodi ile bize ‘booonjouuuurrrrr’ demesini herhalde uzun süre aklımdan çıkartamayacağım. Bir de o güzel giyimli mis kokan Paris kadınlarını unutamayacağım. Sanırım her mevsimde Paris’i görmek gerek. Herkesin hayatının bir döneminde Paris’i yaşaması gerek. O zaman gerçekten yaşamın değerini anlıyor insan ve zamana gönüllü tanıklık ediyor.

Bu yazı toplam (407) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 0 )

Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?