Yükleniyor...
Erdal Uzunoğulları

Erdal Uzunoğulları

kitapkurdu1967@hotmail.com

EYFEL KULESİ VE TURİZMDE MARKA OLMAK!

21 Mayıs 2013 Salı Saat 09:50

1896 yılında Fransa’da yeni kurulan demir çelik enstitüsü ve sanayi devrimini, simgelemek ve Fransız İhtilalinin 100. Yılı nedeniyle bir yarışma düzenlenir. Bu yarışmaya yaklaşık 700 yarışmacı katılır. Yarışmanın 1.liğini aerodinamiğin babası olan Gustave Eyfel kazanır. Kulenin yapımına 1897 yılında başlanır. Eyfel kulesi yükselmeğe başlayınca, herkes çökeceğine inanır. Bunun üzerine Gustave Eyfel tüm mal varlığını, ipotek ettirir. İpoteğe şart olarak, işletme gelirlerinin kendisine ait olmasını ister. Bu yapı 10.000 ton ağırlığında olup, radyo anteniyle boyu 324m ‘dır.1931 yılına kadar Dünyanın en uzun yapısı iken sonradan şampiyonluğu Newyork’daki Empire State Building gökdelenine kaptırır.3000 işçi 26 ay boyunca çalışırlar. Paris liler bu kuleyi demir bayan olarak adlandırırlar. İlk yıllarda Eyfel Kulesi sadece 20 yıl için müsaade almıştı!1909 yılında sökülmesi karar verilir. Ancak kule, iletişim için çok uygun yüksekliğe sahip olmasından dolayı yıkılmamasına karar verilir. Her 7 yılda 50 tonluk bir özel bir boya ile boyanır. Paris şehrinin yıllık turizm’den elde ettiği gelir 50 milyar dolar’dır. Fransız mühendis Gustave Eiffel tarafından tasarlanan kule, 17. yüzyıl estetik anlayışına pek uymadığı gerekçesiyle Paris halkı tarafından şiddetli bir şekilde eleştirilir. O dönemin ünlü yazarlarından, Guy de Maupassant kuleyi görmek istemediği için sık sık kulenin tepesinde yemek yemeyi tercih ederek kulenin yapımına tepkisini kullanmıştır. . "Niye?" diye sorduklarında:" Koca Paris'te, bu iğrenç yapıyı görmeden keyifle yemek yiyebileceğim bir tek burası var" diye cevap vermiş. Eiffel kulesi 1931 yılında New York'da Empire State binası inşa edilene kadar en yüksek bina olma özelliğini elinde tutmuştur. Günümüzde Paris'in simgesi haline gelen Eiffel Kulesi yakın zamanda yenilenmiş ve ışıklandırılmıştır. Kulenin ilk katında Gustave Eiffel ve 1889 yılındaki sergiden görüntülerin izlenebileceği bir kısa film gösterilmektedir. 2. katında ise lokanta mevcuttur. Kısacası sevgili okurlarım Bugün turizmden en çok döviz girdisi sağlayan ülkeler, kendileriyle özdeşleşmiş mimarileri, sanat eserleri, kalıntılarıyla talebi çekmektedir. Paris'in Eiffel kulesi, İtalya'nın Pizza kulesi, Amerika'daki Özgürlük heykeli, İngiltere'deki Big Ben gibi logosu ile marka ülke/şehir haline gelmiş birçok yer turizm pastasından en büyük dilimi kapma mücadelesini sürdürmektedir. Bu gibi ülkelerin marka eserleri yeterli olmamasına rağmen bizim ülkemizde hem yeraltı hem de yer üstünde sayısız tarihi marka eserlerimiz mevcut. Var olan güzellikleri iyi değerlendirildiği vakit, turizmde dünyanın sayılı ülkelerinden biri olmaması için neden yoktur. Ülkemizde turizmde marka olabilmek için her geçen gün yeni yatırımlar yapılmakta, oteller inşa edilmekte ve klasik tatil anlayışı olan deniz-güneş-kum üçlüsünden oluşan paket turlar yanında, alternatif turizm çeşitlerine ve kültürel faaliyetlere yönelik de turlar düzenlenerek, Türkiye'nin birçok özelliği vurgulanmaya çalışılmaktadır. Ancak bütün bu yapılan çalışmalar, ülkemizin marka kimliği kazanmasını ve bütün dünya ülkeleri tarafından her yıl beğeniyle gelinen bir ülke olmasını sağlamak için yeterli değildir. Ülkemiz sanat ile turizmi birleştirmeyi başaramadığı, sanata yeterli değeri veremediği, ikisi arasında gerekli iletişimi sağlayamadığı ve her şeyden öte kendini diğer ülkelerden farklı kılacak sanatsal bir özelliğini sembolize edemediği müddetçe, bir marka kimliği oluşturmakta sorunlarla karşılaşacaktır. Sanatın ve sanatçının hiçe sayıldığı, onun yerine sanatçı vasıflarına sahip olmayan kişilerin zirveye çıkarıldığı bir çelişkiler yumağı oluşturulursa, o yerde de turizmin ne kadar gelişeceği tartışma konusu olacaktır. Sonuç olarak, Atatürk’ün bir sözü ile yazımı bitirmek istiyorum. ''sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.'' Yüz yıl öncesinden öngörüsüyle, bilinciyle geleceğe ışık tutan Atatürk, sözleriyle temellerinin sağlam olmasını arzu ettiği bir ülkeyi betimlemiştir. Ne var ki yeni nesil, ellerinde olan milli değerlerine, sanatına, sanatçısına, toprağına, ilkelerine gereken önemi vermemektedir. Unutulmamalıdır ki sanatsız marka, markasız da turizm birbirinden kopuk olur!

Bu yazı toplam (819) defa okunmuştur
Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/bizimdar/public_html/oyla.php on line 3

Yorum Ekle

Makale Yorumları ( 1 )

Sanat her şeydir
Yazınızı çok beğendim. Ellerinize sağlık çok güzel dile getirmişsiniz. insanlar ısrarla anlamamakta direniyorlar bazı şeyleri, oteller, restorantlar koca koca binalar yapmakla olmuyor bu iş..Atatürk taaa o zamanlardan söylemiş sanatın önemini ama bugün kıymetini bilen yok..
Tuğba Tekeli22 Mayıs 2013 Çarşamba Saat 08:49

| 1 |